← Tüm Haberler
EKONOMİ Dünya Gazetesi · 25.07.2026 00:00

Ukrayna'nın geleceği fiyatlanırken Türkiye bugünden yerini alıyor

Bugün birçok kişi Türkiye-Uk­rayna Serbest Ticaret Anlaş­ması'nı gümrük vergileri üzerin­den okuyor. Yüzde 90’lık serbest­leşme, 10 milyar dolarlık hedef, tarife kotaları... Rakamlar doğru, ama hikaye yanlış.

Ukrayna'nın geleceği fiyatlanırken Türkiye bugünden yerini alıyor
Dış Ticaret ve Lojistik Uzmanı ONUR KURTAYBugün birçok kişi Türkiye-Uk­rayna Serbest Ticaret Anlaş­ması'nı gümrük vergileri üzerin­den okuyor. Yüzde 90’lık serbest­leşme, 10 milyar dolarlık hedef, tarife kotaları... Rakamlar doğru, ama hikaye yanlış.Oysa asıl değişim zamanda. Çünkü bazı anlaşmalar bugünü değil, geleceği satın alır. 2022'nin Şubat başında, savaşın patlak ver­mesinden yalnızca üç hafta ön­ce imzalanan bu metin, dört yıl­dan uzun süre çekmecede bekledi. Türkiye tarafı işini 2024'te bitir­di. Ukrayna Parlamentosu ise bu yılın ortasında, savaşın dördüncü yılını geride bırakırken kabul et­ti. Aradaki gecikme bir ihmal de­ğildi. Bir zamanlama meselesiy­di. Ve zamanlama, bu yazının asıl konusu.Türkiye neden bu anlaşmayı imzaladı sorusunun kolay bir ce­vabı var; gümrük istatistikleri. Ama gerçek cevap başka bir yerde duruyor. Türkiye, savaşın ortasın­da bir ülkeyle masaya oturarak sa­vaştan sonrasına bir yer ayırıyor. Bugünün ticaret hacmi 6,5 milyar dolar civarında; mütevazı bir ra­kam, Avrupa ölçeğinde neredeyse görünmez. Ama Türkiye'nin bak­tığı şey bu rakam değil. Baktığı şey, Ukrayna'nın yeniden inşa edile­ceği 10 yılın kim tarafından şekil­lendirileceği.Avrupa'nın Ukrayna'yı bugün bu kadar yoğun konuşmasının ne­deni de aynı Dünya Bankası, Avru­pa Komisyonu ve Birleşmiş Mil­letler'in ortaklaşa hazırladığı en son değerlendirme, önümüzde­ki 10 yıl için gereken yeniden ya­pılanma maliyetini yaklaşık 588 milyar dolar olarak hesaplıyor; bu, Ukrayna'nın 2025 yılı gayri safi yurt içi hasılasının neredeyse üç katına denk geliyor. Bu, savaş bit­tikten sonra konuşulacak bir büt­çe değil. Savaş sürerken şimdiden fiyatlanan bir gelecek.Mesele coğrafyanın yeniden fiyatlanmasıMarshall Planı benzetmesi bu noktada kaçınılmaz oluyor ama biraz yanıltıcı. Çünkü Marshall Planı, artık bombalanmayan eko­nomileri ayağa kaldırmıştı. Uk­rayna'nınki farklı; enerji altyapısı hala vuruluyorken, tarım arazile­rinin önemli bir kısmı hala mayın­lıyken başlayan bir yeniden inşa. Ve tam da bu yüzden, kim bugün­den konum alıyorsa, yarının mü­teahhidi, tedarikçisi, lojistik orta­ğı o oluyor.Avrupa'nın doğu sınırı artık sadece bir güvenlik meselesi de­ğil, bir tedarik zinciri meselesi. Polonya üzerinden akan lojistik, Romanya limanlarının yeniden değer kazanması, Karadeniz'in enerji koridoru olarak yeniden ta­nımlanması tek bir gerçeğe işaret ediyor: Avrupa'nın üretim harita­sı doğuya doğru yeniden çiziliyor.Türkiye'nin bugün pozisyon al­ması da bu haritanın neresinde duracağıyla ilgili. Burada mesele coğrafyanın yeniden fiyatlanması.Çünkü Türkiye'nin coğrafya­sı değişmedi. Değişen, bu coğraf­yanın ekonomik karşılığı. Savaş öncesinde Türkiye bir geçiş ülke­siydi; şimdi bir montaj ve tedarik üssüne dönüşme potansiyeli ta­şıyor. Anlaşmanın içindeki tek­nik ayrıntı da tam burada devre­ye giriyor: Pan-Avrupa-Akdeniz menşe kuralları sayesinde, Türk hammaddeleriyle üretilen Uk­rayna menşeli ürünler Avrupa Birliği pazarına kesintisiz güm­rük muafiyetiyle girebilecek. Bu tek cümle bütün stratejinin özeti. Türkiye artık sadece Ukrayna'ya satmıyor, Ukrayna üzerinden Av­rupa'ya giriyor.Bu avantaj kalıcı değil. Çünkü aynı haritayı başkaları da okuyor. Polonya zaten Ukrayna sınırında, lojistiği hazır, AB üyeliği cebinde. Romanya, Karadeniz limanlarını yeniden konumlandırıyor. Bulga­ristan, enerji koridorlarında ses­siz ama istikrarlı bir oyuncu. Mı­sır ise Akdeniz'in güneyinden, dü­şük maliyetli üretim kapasitesiyle giriyor sahneye. Avrupa şirketleri için bunların hepsi aynı kelime­nin farklı versiyonları: Yakın üre­tim, tedarik zincirini kısaltma, riski komşuya taşıma. Friendsho­ring ve nearshoring artık teori de­ğil, bütçe kalemi. Ve bu kalemi kim doldurursa, önümüzdeki 10 yılın kazananı o oluyor.Rakip artık komşu ülke değil, zamanın kendisiBurada asıl kırılma noktası ge­liyor. Türkiye artık yalnızca Av­rupa pazarıyla değil, savaş sonrası yeniden yapılanma ekonomisinin kendisiyle rekabet ediyor. Bu, alı­şılmış bir ihracat rekabeti değil. Kim daha erken orada, kim inşa­at malzemesini daha hızlı taşıyor, kim enerji ekipmanını daha gü­venilir tedarik ediyor, kim finans­manı daha esnek sunuyor sorusu. Rakip artık komşu ülke değil, za­manın kendisi.Bu noktada bir parantez açmak istiyorum çünkü bu yazıyı sadece dışarıdan izleyen biri olarak yaz­mıyorum. Ukrayna benim için yıl­larca yaşadığım, eğitim aldığım, ticaret yaptığım bir ülke. İş dün­yasıyla bağım hala sürüyor. O yüz­den buradaki gözlemler masa ba­şında değil, sahada oluştu.Ve sahadan gelen en önemli ders şu: Birçok şirket savaş bitti­ğinde Ukrayna'ya gitmeyi planlı­yor. Bu, uluslararası ticaretin nasıl işlediğini yanlış anlamak. İlişkiler savaş bittikten sonra kurulmaz. Kriz korunur, devam ederken de­rinleşir. Savaş bittiğinde masaya oturmak isteyenler, o masada za­ten oturanların arasına girmeye çalışacak.Risk elbette gerçek, göz ardı edilecek bir şey değil; enerji altyapısı hala hedef, lojistik hala güvenlik riski taşıyor, sigorta ma­liyetleri hala yüksek. Ama strate­jik olan, bu riski romantikleştir­meden, gözlerini kapatmadan, bugünden varlık göstermek. Ti­cari ilişki bir anahtar teslim değil, bir sadakat kaydı gibi işliyor. Kim krizde yanında durduysa, huzur­da da öncelik alıyor.Türkiye'nin STA'yı imzalamış olması bu yüz­den asıl anlamını bugünkü ticaret rakamlarında değil, yarının inşaat sahalarında, enerji projelerinde, tarım ekipmanı ihalelerinde bu­lacak. 10 milyar dolarlık hedef bir final değil, bir başlangıç eşiği. Asıl büyüklük, Ukrayna'nın yeniden inşası tam hızına ulaştığında, ki­min zaten içeride olduğunda saklı.Nihayetinde bu anlaşmanın gerçek etkisi, bugün imzalanmış olmasında değil, yarın başlayacak ekonomide.
📤 Bu haberi paylaş: 𝕏 f 💬 in