Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 420 ppm sınırını aşarken, 20 yılı aşkın sürede binlerce insan üzerinde yapılan araştırma, yükselen karbondioksitin kan kimyasını değiştirdiğini ortaya koydu. Bikarbonat seviyeleri yüzde 7 artarken, kalsiyum ve fosfordaki düşüş, biyolojik dengedeki değişime işaret ediyor.
Başak Nur GÖKÇ[email protected] Devrimi’nden bu yana gezegenin sıcaklığını artıran, aşırı hava olaylarıyla küresel ekonomiye her yıl yüz milyarlarca dolarlık zarar veren ve tarımsal verimliliği tehdit eden iklim krizi, artık sadece dış dünyamızı değil, doğrudan iç dünyamızı da biçimlendiriyor. Dünya genelinde atmosferik karbondioksit (CO2) konsantrasyonu 2000 yılında yaklaşık 369 ppm seviyesindeyken, günümüzde 420 ppm’in üzerine çıkarak insanlık tarihinin en yüksek eşiklerinden birine ulaştı. Küresel emisyonların azaltılması yönündeki uluslararası taahhütlere ve yeşil dönüşüm yatırımlarına rağmen yükselmeye devam eden bu sera gazı tutarı, gezegenin ekosistemlerini dönüştürmekle kalmıyor, insan biyolojisi üzerinde de somut, ölçülebilir ve fizyolojik izler bırakıyor. Yapılan son kapsamlı araştırmalar, sera gazı emisyonlarındaki bu tarihsel artışın, insan vücudunun temel biyokimyasal dengelerini sessizce değiştirdiğini gözler önüne seriyor.Görünmeyen biyolojik dönüşüm Air Quality, Atmosphere and Health dergisinde yayımlanan son araştırma, iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki en doğrudan ve sinsi etkilerinden birini belgeledi. Avustralya Çocuk Araştırma Enstitüsü, Curtin Üniversitesi ve Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) bünyesindeki bilim insanları tarafından gerçekleştirilen çalışma, son 20 yılı aşkın sürede elde edilen devasa sağlık verilerini masaya yatırdı. Araştırmacılar, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırması (NHANES) veri tabanından yararlanarak, 1999 ile 2020 yılları arasında ikişer yıllık periyotlarla yaklaşık 7 bin kişiden alınan kan testi sonuçlarını titizlikle analiz ettiler. Elde edilen veriler, atmosferdeki karbondioksit artış eğilimi ile insan kan kimyasındaki değişimin tam bir paralellik gösterdiğini ortaya koydu.Sessiz kan değişimi Araştırma sonuçlarına göre, 1999 yılından bu yana incelenen bireylerin ortalama serum bikarbonat seviyelerinde yaklaşık yüzde 7 oranında net bir artış kaydedildi. Kan kimyasında yaşanan bu yükseliş, atmosferdeki karbondioksit miktarıyla doğrudan ilişkili bir biyolojik gösterge olarak kabul ediliyor. Ancak değişim sadece bikarbonat ile sınırlı kalmıyor. Aynı zaman dilimi içerisinde vücudun kemik ve hücresel sağlığı için hayati önem taşıyan ortalama kalsiyum ve fosfor seviyelerinde dikkat çekici düşüşler tespit edildi. Atmosfer bileşimindeki kademeli değişimin, insan metabolizması tarafından bir uyum mekanizması olarak yanıtlandığı ifade ediliyor.Çalışmanın yazarlarından Doçent Alexander Larcombe, elde edilen verilerin iklim krizinin biyolojik yansımalarını açıkça gösterdiğini belirterek, “Gördüğümüz şey, iklim değişikliğine yol açan atmosferdeki karbondioksit artışını yansıtan, kan kimyasında kademeli bir değişimdir. Sonuçlar vücudun atmosferin bileşimindeki değişikliklere zaten uyum sağlamaya başlamış olabileceğini gösteriyor” dedi.Çocuklar risk altında Gelişim çağında olan çocuklar ve gençler, bu biyolojik kaymanın merkezinde yer alıyor. Vücut sistemleri henüz tam olarak olgunlaşmadığı için çevresel değişimlere karşı son derece hassas olan genç nesiller, yaşamları boyunca yüksek atmosferik CO2 seviyelerine en uzun süre maruz kalacak grup durumunda. Bikarbonat seviyelerindeki yükselişe eşlik eden kalsiyum ve fosfor kayıpları, ilerleyen yıllarda erken kemik erimesi, kas fonksiyon bozuklukları ve metabolik rahatsızlıklar gibi ciddi sağlık sorunlarının kitlesel olarak artabile-ceğine işaret ediyor.Bu yüzyılın sonu daha tehlikeli olabilirModellemelerin geleceğe dönük karamsar bir tablo çizdiğini vurgulayan Doçent Alexander Larcombe, “Mevcut eğilimler devam ederse, modellemeler ortalama bikarbonat seviyelerinin 50 yıl içinde bugün kabul edilen sağlıklı aralığın üst sınırına yaklaşabileceğini gösteriyor. Kalsiyum ve fosfor seviyeleri de bu yüzyılın sonlarına doğru sağlıklı aralıklarının alt sınırına ulaşabilir” diye konuştu.Artan bikarbonat biyolojik dengeyi zorluyorKandaki bikarbonat, vücudun hassas asit-baz dengesini (pH) düzenlemek için en kritik bileşenlerden biridir. Solunan havadaki karbondioksit miktarı arttıkça, vücut kan pH'ını sabit tutabilmek ve artan asiditeyi nötralize edebilmek adına ilave bikarbonat tutma eğilimi gösterir. Bu tepki kısa vadede hayati dengeyi korumaya yardımcı olsa da, sürecin onlarca yıl boyunca kesintisiz devam etmesi durumunda ciddi fizyolojik riskler doğurabileceği belirtiliyor.