Küresel iklim krizi okyanusları yükseltirken, kıyı kentlerinin altındaki toprak da hızla batıyor. Nature Communications’ta yayımlanan yeni bir araştırma, yoğun nüfuslu kıyılarda bağıntılı deniz yükselmesinin yılda 6 milimetreye ulaştığını belgeledi. Yeraltı suyu çekimi ve kentsel baskıyla derinleşen çifte tehdit, yarım milyardan fazla insanı ve kıyı ekonomilerini büyük sel riskine sürüklüyor.
Başak Nur GÖKÇAMSürdürülebilirlik yalnızca geleceği koruma çabası değil, bugün bastığımız zemini, yatırımlarımızı ve iktisadi varlığımızı koruma mücadelesidir aslında. Yeşil dönüşümün çevresel boyutlarını tartışırken sıklıkla gözden kaçırdığımız fiziksel gerçeklikler, makroekonomik dengeleri kökünden sarsacak bir boyuta ulaştı.Gezegen genelinde iklim krizinin tetiklediği erimeler okyanusları yukarı taşırken, insan faaliyetleri de karayı aşağı çekiyor. Bugün küresel ölçekte 500 milyondan fazla insan, alçak kıyı bölgelerinde inşa edilen trilyon dolarlık ekonomik ekosistemlerin ortasında çifte bir sel riskiyle yaşıyor.Dünya genelindeki kıyı toplulukları görünmez ancak son derece yıkıcı bir kıskacın ortasında kalmış durumda. Bir yandan okyanus seviyeleri küresel ölçekte tırmanırken, diğer yandan mega kentlerin ve sanayi havzalarının üzerine kurulduğu toprak hızla çöküyor. Münih Teknik Üniversitesi (TUM) ve Tulane Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışma, zemin çökmesinin yarattığı tahribatı beklenenden çok daha erken bir vadede kapımıza getirdiğini ortaya koydu.Yıllık 6 milimetre yükseliş yaşanıyorNature Communications dergisinde yayımlanan rapora göre, yoğun nüfuslu kıyı bölgelerinde yaşayan insanlar yılda ortalama 6 milimetreye varan göreceli deniz seviyesi yükselişine maruz kalıyor. Bu oran, küresel kıyı ortalaması olan 2,1 milimetrenin tam üç katına tekabül ediyor. İklim kaynaklı mutlak deniz seviyesi yükselişi olan 3,15 milimetrelik oran da bu alanlarda ikiye katlanmış durumda. Aradaki farkın temel nedeni ise kıyı kentlerinin altındaki zeminin kademeli olarak batması.Arazi çökmesinin arkasında doğanın kendi döngülerinden ziyade kontrolsüz insan faaliyetleri yatıyor. Sanayi ve tarım için gerçekleştirilen yoğun yeraltı suyu pompalaması, petrol ve doğalgaz çıkarımı, nehir deltalarındaki tortulların sıkışması ve kentsel alanların zemine bindirdiği devasa beton ağırlığı birincil etkenler arasında yer alıyor.Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan araştırma ekibinden Tulane Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Torbjörn Törnqvist, kıyı yönetiminde bakış açısının değişmesi gerektiğini belirterek, “Deniz seviyesinin yükselişini anlamak ve yanıt vermek istiyorsak, sadece okyanusu değil, karanın kendisini de gözlemlemeliyiz. Yoğun nüfuslu kıyılarda insan faaliyetleri, su ve kaynakların aşırı kullanımı nedeniyle karanın çökmese neden oluyor. Şehirlerin ağırlığı bu çöküşü yoğunlaştırarak kırılganlığımızı artırıyor” ifadelerini kullandı.Kıyı ekonomileri tehlikedeZeminin çökmesi ve denizlerin yükselmesi, küresel tedarik zincirlerini, altyapı varlıklarını ve gayrimenkul piyasalarını tehdit ediyor. Liman kentlerinde yaşanan zemin çökmesi, kıyı koruma duvarlarının işlevini yitirmesine ve yeraltı tatlı su kaynaklarına tuzlu su karışmasına yol açıyor.Bu kapsamda uydu verilerinin önemine ilişkin konuşan Alman Jeodezi Araştırma Enstitüsü (DGFI-TUM) Kıdemli Araştırmacısı Dr. Nicole Christensen ise uydu verilerinin önemine değinerek, “Uydulardan elde ettiğimiz hassas veriler ile zemin ölçümlerini birleştirdiğimizde, tehlikenin ne kadar hızlı geliştiğini görüyoruz. Kıyı kentlerinde sürdürülebilir bir gelecek için yeraltı suyu yönetiminden imar planlarına kadar her adımı bu verilere göre yeniden tasarlamak zorundayız” dedi.Gizli tehdit: Akifer çöküşüKıyı şehirlerinin altında devasa bir hidrolik denge yatıyor. Yer altındaki su katmanları (akiferler), zemin parçacıkları arasında basınç oluşturarak devasa beton kütlelerini ve kentsel yükü adeta bir yastık gibi yukarıda tutuyor. Ancak kontrolsüz sanayileşme ve aşırı su çekimi bu iç basıncı aniden düşürdüğünde, toprak tanecikleri arasındaki boşluklar kapanarak geri döndürülemez bir sıkışma başlatıyor. Kentsel altyapıda çatlaklara yol açan bu sessiz çöküş, tatlı su rezervlerine deniz suyunun sızmasına neden olarak kıyı kentlerinin yaşam damarlarını kesiyor.İklim finansmanı ve risk primleriGöreceli deniz seviyesi yükselmesi sigortacılık sektörünü doğrudan etkiliyor. Yüksek çöküş hızına sahip kıyı bölgelerindeki ticari gayrimenkullerin sigorta primleri son 5 yılda yüzde 35 artış gösterdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerin kıyı koruma altyapıları için 2030’a kadar yıllık 300 milyar dolarlık adaptasyon finansmanına ihtiyacı bulunuyor.