Deride ‘agresif pazarlama’ ile yeni rota Asya ve ABD
Sıkılaşma politikaları, yüksek faiz ve baskılanmış kurun getirdiği maliyet yükü altında 2026 yılının ilk yarısını ihracatta yüzde 4,7 küçülmeyle kapatan deri ve deri mamulleri sektörü, strateji değişikliğine gitti. Sektör yeni dönemde daha agresif bir pazarlama taktiği ile önceliği Amerika ve Asya pazarlarına verecek.
Nurdoğan A. ERGÜ[email protected]üresel pazarlardaki durgunluk ve yurt içindeki enflasyon-faiz kıskacı, emek-yoğun sektörleri köklü değişimlere zorluyor. Rekor seviyelerin görüldüğü 2022 yılının ardından ihracatta kan kaybı yaşayan deri ve deri mamulleri sektörü, tüm gelişmelere rağmen 2026 yılını “dengelenme” dönemi ilan etti.Yılın ilk yarısını 682 milyon dolar ihracat ve yüzde 4,7’lik bir düşüşle kapatan sektör, kilogram başı katma değerde ise Türkiye ortalamasının yaklaşık 10 katına ulaşarak stratejik bir başarı elde etti.Yeni dönemde pazar çeşitliliği ve pazarlama taktiği anlamında strateji değişikliğine giden sektör, yüzde 43 olan AB bağımlılığını kırmak istiyor. Sektör olarak nicelik yerine niteliğe ve markalaşmaya odaklandıklarına dikkat çeken TİM Deri Konseyi Başkanı ve İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçı Birliği (İDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Güven Karaca, Çin ile partnerlik, kapıdan kapıya lojistik ağları ve küresel devleri Türkiye’ye getiren agresif pazarlama modeliyle sektörün yeni dönem haritasını çizdi.Daha az mal daha pahalıya satıldı Güven Karaca, üretim maliyetlerindeki artışa rağmen katma değer odaklı yaklaşımdan taviz vermediklerini vurguladı. Geçen yılın ilk yarısında 13,87 dolar olan kilogram başı ihracat değerini bu yılın aynı döneminde 15,68 dolara çıkardıklarını belirten Karaca, tablonun detaylarını şu sözlerle aktardı: “İlk 6 ayda miktar bazında daha az mal sattık ancak kalitesi ve katma değeri çok daha yüksek ürün ihraç etmeyi başardık. Deri sektörü olarak savunma sanayii, mücevher ve hazır giyimden sonra Türkiye’nin kilogram başı değeri en yüksek dördüncü sektörü konumunda. Alt sektörlerimize baktığımızda saraciye ve deri konfeksiyon tarafında pozitif bir performans sergilerken, doğrudan fiyatla rekabet ettiğimiz ayakkabı ve mamul deri grubunda düşüş yaşadık. Ancak ayakkabı ithalatında, özellikle hızlı kargo düzenlemelerinin de katkısıyla yaşanan geri çekilme sektörümüz adına son derece sevindirici bir gelişme oldu.”300 milyar dolarlık pazarda gidecek çok yol var Dünyada deri ve deri mamullerinde 300 milyar dolarlık bir pasta olduğunu, Türkiye’nin buradan aldığı payın yüzde 1’in altında olduğunu söyleyen Karaca, “Demek ki yapabileceğimiz daha çok şey var. Pazarımızın yüzde 43’ü Avrupa, orayı göz ardı edemeyiz ama yüzde 43 doğru bir bağımlılık da değil. Bunun için ilk pazarlarımızdan biri de Amerika olacak. Amerika dünyada deri ve deri mamulleri sektöründe en büyük pazar. Amerika’da konumlanıyor olmamız lazım” diye konuştu.Bu nedenle pazarlama komitesini öne çıkardıklarını kaydeden Karaca, geleneksel yöntemlere artık e-ticareti de eklediklerini vurguladı.Karaca, “Artık dünya tüketimin yüzde 20’sini e-ticaret oluşturuyor ve bu git gide çoğalıyor. Öyle ki 10 yıl içerisinde yarısını e-ticaret oluşturacak. Biz diyoruz ki ‘hedef dünya’. Bunun için de e-ticareti ilk önce kullanalım. Sonra da geleneksel yöntemlere devam edelim” ifadelerini kullandı.Dünya modasına yön veren 12 marka Türkiye’ye geldi Geleneksel fuar katılım modellerinin ötesine geçerek müşteri odaklı “agresif pazarlama” dönemine başladıklarını belirten İDMİB Başkanı, son 6 ayda yürütülen alım heyeti organizasyonlarının sonuç verdiğini söyledi. Ferragamo, Guess ve Burberry gibi dünya modasına yön veren 12 küresel markayı ve 25’ten fazla dev alıcıyı doğrudan Türkiye’ye getirdiklerini açıklayan Karaca, bu temaslar sayesinde 200’ün üzerinde Türk ihracatçısını küresel satın almacılarla birebir masaya oturtduklarını ifade etti.Müşterinin kalite, termin ve fiyat olarak üç beklentisi olduğunu hatırlatan Karaca, “Kalite ve terminde sıkıntımız yok. Sıkıntılı olduğumuz yer fiyat. Orda da farklı koleksiyonlar sunarak ve farklı coğrafyalara giderek müşteri ve ürün çeşitlendirerek orayı aşmak zorundayız. Bugün sektörde kapasite kullanım oranları yüzde 60’larda yani kapasitemizde de sorun yok. Talep geldiği sürece karşılayabiliriz. Koleksiyonumuzda da bir sorun yok. Bugün fiyat durmakta zorlanıyoruz. Onu da aşmak için devamlı müşteri ile iletişim halindeyiz” ifadelerini paylaştı.“Çin artık rakibimiz değil, en büyük iş ortağımız olmalı” Türkiye’nin deri ihracatındaki yüzde 43’lük AB bağımlılığını riskli bulduklarını ve rotayı Amerika ile Asya pazarlarına çevirdiklerini vurgulayan Karaca, Hong Kong, Çin gibi Asya ülkelerinde fuarlara katıldıklarını belirtti.Çin’in artık rakip olmaktan çıktığını da dile getiren Karaca, şu değerlendirmeleri yaptı:“Eskiden Çin’e sadece tedarikçi ya da rakip gözüyle bakıyorduk. Ancak mevcut maliyet ve fiyat politikalarımızla bizim rakibimiz Çin değil, Avrupa. Hatta Avrupa’dan bile pahalı olduğumuz noktalar var. Dolayısıyla her sektörün olduğu gibi bizim de net bir ‘Çin planımız’ olmalı. Çin bundan sonra en büyük ticari iş birliği yapmamız gereken ülkelerin başında geliyor.”Dünyada artık ticaretin şekil değiştirdiğini dile getiren Karaca, “Dünyadaki pastadan pay almak istiyorsak transit ticareti ve kapıdan kapıya lojistik ağlarını kurmak zorundayız. Tasarım bizde kalacak, en uygun yerde yaptırıp en nitelikli pazara satacağımız küresel bir ticaret modelini oturtmalıyız” ifadelerini kullandı.“Emek yoğun sektörler toplumsal barışın da anahtarı” Yüksek enflasyon ve faiz ortamında sanayicinin temel amacının sabit giderleri karşılayıp ayakta kalmak olduğunu belirten Karaca, meselenin toplumsal boyutuna da dikkat çekti. Tekstil, hazır giyim ve derinin mahalle aralarındaki atölyelere kadar uzanan hayati bir istihdam kapısı olduğunu vurgulayan İDMİB Başkanı, “Bu atölyeler kapandığı zaman mahalledeki gençleriüretimden ve toplumdan koparmış olursunuz. Bu sektörler çöküş yaşarsa gençler sokak çetelerine ve getto yapılarına kayar. Dolayısıyla meseleye sadece ekonomik değil, sosyolojik bir sorumlulukla yaklaşılmalı ve sanayicinin üzerindeki yükler hafifletilmeli” diye konuştu.“En zor dönemi atlattık, ekonomi dengeleniyor”TİM Deri Konseyi ve İDMİB Başkanı Güven Karaca, ekonomide en kötü dönemin geride kaldığına ve bir dengelenme sürecine girildiğine dikkat çekti. Karaca, artık ana odağın yukarı yönlü büyüme olması gerektiğini ifade etti. Dengelenme sinyallerine rağmen karlılığın henüz pozitife dönmediğini söyleyen Karaca, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve baskılanmış kur nedeniyle sabit giderlerin aşırı yükseldiğini belirtti. Sanayicinin öncelikle genel giderlerini karşılamak için imalat ve ihracat yaptığına değinen Karaca, faiz ve enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlanmadan karlılık ibresinin yukarı dönmeyeceğini söyledi. Karaca, “Sanayici zordaysa üretim yok demek, üretim yoksa istihdam düşüyor demek” diye konuştu.Markalı satış için yönetime ‘mağazacılık’ eklendiYeniden İDMİB başkanlığına seçilen Güven Karaca, yeni 4 yıllık dönemde kapsayıcı ve hedef odaklı bir yönetim yapısı oluşturduklarını anlattı. Karaca, sektörde ilk kez mağaza zinciri sahibi isimleri de yönetime dâhil ettiklerini açıkladı. Yalnızca üretip satma devrinin kapandığına işaret eden Karaca, “İhracat şampiyonları listemize baktığımızda ilk 10 içerisinde Türk markasıyla dünyaya açılan mağaza zincirlerini görüyoruz. Bu markalarımız ayakkabıdan çantaya kadar deri ürünlerimizi kendi etiketleriyle yurt dışında satıyor. Sektörü büyütmek için markalı satışı teşvik etmemiz gerekiyordu, bu yüzden mağazacılarımızın tecrübesini de yönetime taşıdık” dedi.‘Sanayi kentleri’ modeli hayata geçirilmeli Sektörün yüksek arsa, yapı ve işçilik maliyetleri nedeniyle üretim yapmakta zorlandığını ifade eden Güven Karaca, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği’nin (TGSD) Suriye/Halep hattında güvenli bir serbest endüstri bölgesi kurulması önerisini bugünün koşullarında rasyonel bulduklarını söyledi. İstanbul’un moda ve tasarım merkezi olarak kalması, emek-yoğun üretimin ise uygun maliyetli bölgelere kaydırılması gerektiğini belirten Karaca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın sadece münferit OSB’ler yerine konut, meslek lisesi ve sosyal alanları barındıran “sanayi kentleri” kurma vizyonunu da sonuna kadar desteklediklerini dile getirdi