Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME) tarafından Tokat'ta "TÜME Tarım Rotası Programı" düzenlendi.
GÜNDEMDÜNYAEKONOMİSPORANALİZEDITIONTürkçeEnglishBHSCPусскийFrançaisالعربيةKurdîکوردیShqipفارسیмакедонскиBahasa IndonesiaEspañol$RC("B:1","S:1")EkonomiTokat'ta "TÜME Tarım Rotası Programı" düzenlendiTarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME) tarafından Tokat'ta "TÜME Tarım Rotası Programı" düzenlendi.Recep Bilek07 Ağustos 2026•Güncelleme: 07 Ağustos 2026Fotoğraf: Recep Bilek / AATOKATTokat'ın kent merkezinde yapılan etkinlikte, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve TÜME Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Karagöz, tarımsal dönüşüm ve teknoloji odaklı söyleşiye katıldı. Karagöz, burada yaptığı konuşmada, teknolojinin geldiği çağda birçok parametrede üretim metodolojisinin de kendisini güncellediğini söyledi. Türkiye'de yılda yaklaşık 20-23 milyon ton buğday üretildiğine işaret eden Karagöz, "Yani 77 milyon hektar karasal büyüklüğümüzün aşağı yukarı 23 milyon hektar civarındaki kısmı ekilebilir tarım arazisi ve bunun 14-15 milyon hektarına biz hububat ekiyoruz. Dolayısıyla hala dev bir hububat ülkesiyiz. Hala 200 yıl önce üretilen belki 1000 yıl önce üretilen tarımsal ürünleri üretmeye devam ediyoruz. Yani zaman ilerlese de değişse de alışkanlıklarımız değişse de tuşlu telefondan bilgisayara geçmiş olsak da dijital sistemler hayatlarımıza, herkesin hayatına çok yoğun bir şekilde girmiş olsa da bizim günün sonunda halihazırda insanlık tarihinin bundan 1000 yıl önce, 10 bin yıl önce tükettiği buğdayı, tükettiği eti, tükettiği meyve ve sebzeleri önemli ölçüde yüzde 90-95 oranında biz üretiyoruz." dedi. Dünyanın gitmekte olduğu noktanın yapay zekaya dayalı otonom modeller olduğuna dikkati çeken Karagöz, bunun tarımda da yapılması gerektiğini vurguladı. Son 10-15 yılda Türk mühendislerinin eliyle savunma sanayisi nasıl geliştiyse tarımda da benzer gelişmelerin yaşanabileceğini ifade eden Karagöz, şöyle devam etti: "Bundan 10 yıl önce 15 yıl önce birkaç mühendis inandıysa, kendileri bu teknolojileri yaptıysa ve dünyanın gelmekte olduğu noktaya aslında dünyadan daha önce ulaştı. Bunu da TEKNOFEST kuşağı ile birlikte, Deneyap Atölyeleri ile birlikte il il gezerek bu teknolojilerin yapılabileceğine insanımızı, gencimizi inandırdıysa, bir öz güven devrimi ortaya koyduysa. Bunu ortaya koyan da kim? TEKNOFEST'in abisi kim? Selçuk Bayraktar. Nasıl bu öz güven devrimi savunma sanayisinde oldu ise ve biz, bugün bununla gurur duyuyor isek dışa bağımlılığımızı çok önemli ölçüde bitirdiysek orada bir teknoloji geliştirme ile ilgili bir müktesebat oluşmuş ise orada bir insan kaynağı oluşmuş ise her şeyden önemlisi, 'Biz bunun kralını yapabiliriz' öz güveni oluşmuş ise bugün dalga dalga Anadolu'daki gençlerimiz 'Ben de otonom sistemler yapacağım, ben de dronlar yapacağım, ben de savunma sanayisinde füzeler geliştireceğim' diyorsa ve yarışmalara katılıyorsa, bu dalga dalga yayıldıysa biz de şimdi bugün diyoruz ki yapay zekaya dayalı otonom çiftliğin teknolojilerini de biz Türk mühendislerimizle geliştiririz. TEKNOFEST kuşağıyla geliştiririz." Türkiye'nin kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olduğunu söyleyen Karagöz, "Dost ve kardeşlerimize de hatta 35 milyar dolar cari fazla veren bir tarım ülkesiyiz. Bu konuda da öz güvenli olmamız lazım. Eksiklikler, verimsizlikler olmasına rağmen 20 sene önce ülkemizin toplam ihracatı 35 milyar dolarken bugün sadece tarımda da 35 milyar dolar cari fazla veriyoruz. 25 milyar dolar büyüklükten 75 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştık. Buna kimle ulaştık? Fedakar üreticilerimizle ulaştık. Dedelerinizle ulaştık. Yani 20 senede onlar çalıştı, daha fazla çabaladı, daha verimli ürettiler, daha çok ürettiler ve 75 milyar dolara geldik. Şimdi nereye gideceğiz? Şimdi dünyanın gitmeye çalıştığı yere herkesten önce gideceğiz." diye konuştu. TEKNOFEST'te Türkiye'de tarım teknolojileri geliştiren paydaşları tek bir çatı altında topladıklarını dile getiren Karagöz, şunları kaydetti: "Gelin kümelenelim. Savunma sanayisindeki oluşturduğumuz bu kabiliyetlerin sivil teknolojilere de yayılması için hep birlikte bir model ortaya koyalım, dedik. Selçuk Bayraktar da sağ olsun sahiplendi ve destek oldu. İstanbul Atatürk Havalimanı'na arkadaşlar, eylül ayında inek getirdik. 'TEKNOFEST'te ineğin ne işi var?' dediler. 'Yani bizim Kızılelma'mızın, otonom sistemlerimizin yanında ineğin ne işi var?' Yani düşünün dünya tarım toplumundan teknoloji toplumuna doğru gidiyor. Biz teknolojik toplumda otonom sistemleri yapmışız. Orada inek, saman vesaire görüyoruz. Halbuki günün sonunda biz neyi iddia ediyoruz? Bizim açımızdan tam bağımsızlık için birkaç tane çok önemli konu var. Bir, savunma sanayisi tam bağımsızlık için olmazsa olmaz bir konu. Enerji tam bağımsızlık için olmazsa olmaz bir konu. Gıda tam bağımsızlık için olmazsa olmaz bir konu. O zaman biz savunma sanayisinde oluşturduğumuz bu kabiliyeti ve öz güven devrimini teknoloji ve verim odaklı dönüşümü dev bir üretim ülkesi olan Türkiye'ye gençlerimizle birlikte tabana nasıl yayabiliriz buna baktık ve bir model ortaya koyduk." Karagöz, tarım teknolojileri geliştiren üreticileri desteklediklerini kaydederek TÜME'de adım adım büyüdüklerini sözlerine ekledi. Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da memleketi Tokat'ta bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Afyoncu, söyleşisinde tarımdaki tarihsel gelişmeye işaret ederek 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nda geniş bir coğrafyaya hükmedildiğini, tarımsal üretimde de çeşitlilik yaşandığını belirtti. Avrupa'da ise bu çeşitliliğin daha az olduğunu anlatan Afyoncu, şöyle konuştu: "Avrupalılar bizdekine 'gavur işi' diye bakıyorlar o dönemde. Mesela şimdi kahve geliyor. 'Ya bu kahveyi nasıl içeceğiz? Bunları Türkler içiyor. Türkler onlara göre inançsız, bizi inançlı görmüyorlar. Biz de onları inançlı görmüyoruz. Biz onları kafir görüyoruz. Onlar da bize 'kafir' diyor kendi jargonlarıyla. En son papanın biri fetva veriyor. Diyor ki 'Bu kahve içilebilir.' Onun üzerine mesela kahveyi içmeye başlıyorlar. Orada ilginç bir şey tabii kahve acı. Viyana kuşatmasında bir Kapuçin rahibi var. O içine süt koyuyor. Bu sefer ne çıkıyor arkadaşlar? Kapuçino çıkıyor. Şimdi kale kuşatıldığı zaman kalenin altından tünel kazılır. Kale düşürülür. Karşı taraf tünel kazılıp kazılmadığını anlamak için surların üzerine trampetler, onların üzerine de buğday koyar veya Tokat'ta buna mesela 'herki' denir, orada bunların içine su koyar, suyun titremesini duyar. Tam bizimkiler Viyana'ya girmişler. Patlatacaklar, surlar çökecek. Bir tane Viyanalı fırıncı sabah kalkmış. Sesi duyunca askerleri çağırmış. Onlar da karşı tünel açıp tüneli çökertince bizim Viyana'ya girme umutları sona ermiş. Bunun üzerine adama diyorlar ki, 'dile bizden ne dilersen.' O da diyor ki, 'Zaferin nişanesini gösteren ay çörekleri yapayım, imtiyaz bana olsun.' Burada da ne çıkıyor karşımıza? Kruvasan. Yani bir Fransız yıllar önce yazmıştı. 'Sabah' diyor, 'kahvaltımızı kahve ve kruvasanla yaparız. Biz Türkleri Avrupa'ya istemiyoruz ama Türklerin bütün özellikleri bize öyle geldi.' Yani bu şekilde ürünler yayılabilir arkadaşlar." Domates ve kuru fasulyenin Amerika üzerinden geldiğine işaret eden Afyoncu, "Fakat en olumsuz ürün olan tütün en erken gelmiş. 17. yüzyılda Osmanlı topraklarına gelmiş. Domates 18. yüzyılın sonlarından itibaren gelmeye başlamış. Yani ürünler böyle parça parça zaman içerisinde yayılır. Mesela geldiği bölgeye göre isimlendirilir. O coğrafyayla bütünleşir." diye konuştu. Genç üreticilere tavsiyelerde bulunan Karagöz ve Afyoncu, daha sonra gençlerin sorularını yanıtladı. Etkinlik, hediye takdimi ve toplu fotoğraf çektirilmesinin ardından sona erdi. Haberi PaylaşAnadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.