John Steinbeck'in 1953 yılında "Oradayken pek gerçekmiş gibi gelmeyen, ancak ayrıldıktan sonra burnunuzda tüten bir rüya" sözleriyle anlattığı Positano, bugün de Amalfi Sahili'nin en gözde adreslerinden biri. Bir zamanların mütevazı balıkçı yerleşimi; pastel evleri, dik merdivenleri, butik otelleri ve gösterişten uzak zarafetiyle İtalyanların dünyaya armağan ettiği La Dolce Vit
Amalfi Sahili'nin en çok fotoğraflanan noktası belki Positano. Ama onu farklı kılan yalnızca manzarası değil. Bir balıkçı yerleşimiyken dünyanın en seçkin tatil adreslerinden birine dönüşen Positano, bugün hâlâ İtalya'nın yaşam kültürünü en iyi yansıtan yerlerden biri olarak görülüyor.Kasabanın isminin kökeni bile efsanelerle örülü. Kimilerine göre deniz tanrısı Poseidon’un sevgilisi Pasitea’ya adanmış, kimilerine göre ise şiddetli bir fırtınada batan gemideki denizcilerin, güvertedeki Meryem Ana ikonasından duydukları "Posa, posa!" (Beni yere bırak, dur!) feryatlarından türemiş. Ancak efsaneleri bir kenara bırakırsak, Positano'nun altın çağı Orta Çağ'da güçlü Amalfi Deniz Cumhuriyeti'nin bir parçası olmasıyla başladı. İpek, baharat ve seramik ticaretiyle inanılmaz bir zenginliğe ulaşan bölge, zamanla limanların önemini yitirmesiyle gerilemeye yaşadı.19. yüzyılın ortalarında Positano artık unutulmuş, sessiz ve derin ekonomik krizle boğuşan bir balıkçı köyüydü. Öyle ki, nüfusunun yarısından fazlası yeni umutlar uğruna Amerika'ya, özellikle de New York'a göç etti. Ancak kaderin cilvesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu "hayalet kasabayı" yeniden canlandırdı. Steinbeck'in yazısı, uçurumlardaki bu saklı cenneti açık ettiğinde avangart sanatçılar, entelektüeller ve aristokratlar buraya akın etmeye başladı. Franco Zeffirelli’nin villası, efsanevi balet Rudolf Nureyev’in Li Galli adalarına olan tutkusu derken Positano bir zamanların yoksul balıkçı köyünden, İtalya'nın dünyaya ihraç ettiği o ışıltılı "La Dolce Vita" (Tatlı Hayat) ruhunun doğduğu yere dönüştü.Denize inen sokaklar Positano’da "gezmek" demek, yüzlerce basamaklık dik merdivenleri, yani scalinatelleleri inip çıkmak. Kasabada neredeyse hiç düz sokak yok; hayat en tepeden Tiren Denizi'nin serin sularına doğru akıyor. Dikey kasabanın en bilindik yüzü, şezlongların ve renkli şemsiyelerin dizildiği, görmek ve görünmek isteyenlerin buluşma noktası olan Spiaggia Grande (Büyük Plaj). Kalabalıktan kaçıp daha bohem, daha sakin bir deniz keyfi arayanlar, kayalıklara oyulmuş romantik yoldan kısa bir yürüyüşle Fornillo Plajı'na sığınırlar. Merdivenleri çıkmayı göze alan doğa tutkunları içinse, Amalfi manzarasını adeta ilahi bir pencereden sunan, Bomerano köyünden başlayıp Nocelle tepelerine uzanan efsanevi Tanrıların Yolu (Sentiero degli Dei) bekler. Odysseus’un sirenleriyle anılan, açık denizdeki Li Galli takımadaları ise bu masalsı coğrafyanın denize düşmüş incileridir.Gösterişten uzak bir lüks anlayışı Positano ve "lüks" kelimeleri eşanlamlıdır diyebiliriz. Ancak buradaki lüks; Dubai'nin gökdelenleri, devasa marka vitrinleri veya Paris'in altın varaklı salonları gibi bağıran bir lüks değildir. Coğrafi yalıtımın getirdiği "çabasız zarafet" (sprezzatura) vardır burada. Dar sokaklar spor arabalara geçit vermez. Asıl statü, kalabalıktan uzak bir uçurum terasında sadece dalga seslerini dinleyebilmektir. Elizabeth Taylor'dan Sophia Loren ve Jackie Kennedy'ye, Mick Jagger'den Pablo Picasso'ya kadar jet-set'in ve sanat dünyasının burayı benimsemesinin ardında da "göze sokulmayan" ama alabildiğine ayrıcalıklı olan bu doku yatar. Marina Grande açıklarına demirleyen devasa mega yatlar, bu görünmez sınırın denizdeki bekçileridir.Positano'nun doğal renk paleti, 20. yüzyılın başlarında Rus yazar Maksim Gorki'den ressam Paul Klee'ye kadar sayısız sanatçıyı hipnotize etmiş. Kasaba, adeta açık dev bir sanat galerisi. Yerel sanatın en büyük temsilcisi olan Amalfi Sahili'nin damarındaki Vietri seramikleri; masa üstlerinden otel tabelalarına, evlerin kapı numaralarından tabaklara kadar her yeri mavi, sarı ve yeşilin uyumuyla süslüyor.Sanat ve modanın kıyısında Sanatın modaya yansıması ise tüm dünyada bilinen "Moda Positano" akımını doğurmuştur. Sıcak yaz günlerinde bedene nefes aldıran keten kıyafetler, geniş paçalar ve doğal boyalı kumaşlar buranın imza kıyafetleri. Atölyelerde zanaatkarların ayağınızın ölçüsünü alarak sadece 15 dakika içinde ürettiği kişiye özel deri sandaletler ise adeta seri üretim çılgınlığına atılmış zarif bir tokat gibi.Konaklama deneyimi de bu butik lüks anlayışının devamı niteliğinde. Zira burada ruhsuz, devasa kompleksler bulamazsınız; onların yerine nesillerdir aynı ailelerin işlettiği, antika mobilyalarla döşenmiş saray yavruları ve uçurum villaları var:Il San Pietro di Positano: Kayaların içine cesurca oyulmuş, sırf ona ait bir asansörle plajına inilen, tenis kortunu zeytin ağaçlarının gölgelediği ıssız, sarsılmaz bir lüks.Le Sirenuse: Sersale ailesinin eski yazlık villasından dönüştürülen bu eşsiz otel, klasik Positano deneyiminin zirvesi. Akşamları 400 mumla aydınlatılan, Michelin yıldızlı La Sponda restoranı bir zarafet mabedi.Villa Treville: Franco Zeffirelli'nin eski evi, sanat ve sinemayla iç içe geçmiş, daha mahrem, bohem bir sığınak.Hotel Buca di Bacco & Palazzo Murat: Doğrudan kumsalda yer alarak 1950'lerin "Tatlı Hayat" ruhunu başlatan Buca di Bacco ve kasabanın kalbinde begonvillerle bezeli bir avlu sunan tarihi Palazzo Murat.LİMONATA, DENİZ VE UZUN ÖĞLE YEMEKLERİ Positano'da hız yok, "koşturmaca" coğrafya tarafından cezalandırılıyor. Güne seramik bir masada taze pişmiş çok katmanlı yöresel sfogliatella tatlısı ve mükemmel bir espressonun kokusuyla başlanıyor. İtalyanların ünlü "Kalçalarınızı sıkılaştırmak için Positano'ya gidin" esprisi, o dik merdivenleri tırmanırken neşenizi yerine getiriyor. Öğle saatlerinde güneş tepeye çıkınca gölge alanlara çekilip, buz gibi bir limonata eşliğinde uzun öğle yemeklerine veya Capri Adasının gizli koylarına doğru yelken açabilirsiniz.Kasabanın asıl büyüsü, Tiren Denizi ufuk çizgisinde güneşi yutarken ortaya çıkıyor. Pastel evlerin ışıkları tek tek yanmaya başladığında, Aperitivo zamanı gelmiş demektir. Franco's Bar gibi popüler teraslarda canlı piyano eşliğinde yudumlanan Aperol Spritz, yavaş yavaş mükellef bir akşam yemeğine evrilir. Masada mutlaka denizin tuzu vardır: Taze istiridyeli makarna (Spaghetti alle Vongole), efsanevi hamsi sosu colatura di alici, fırınlanmış pezzogna balığı ve bufalo mozzarellası. Yemek bittiğinde ise sindirimi rahatlatan, bölgenin bereketli volkanik topraklarında yetişen dev Amalfi limonlarından (sfusato amalfitano) süzülmüş, buz gibi Limoncello devreye girer.Ne zaman gidilir? En yoğun ve pahalı aylar Temmuz ve Ağustos. Denizin yavaş yavaş ısındığı, kalabalığın makul seviyede olduğu Nisan- Haziran ile Eylül-Ekim aralığı, Positano'nun altın mevsimi.Ne giymeli? Topuklu ayakkabılar burası için bir kâbus. Arnavut kaldırımlı ve merdivenli yollar için mutlaka rahat yürüyüş ayakkabıları ve sandaletler tercih edilmeli, keten elbiseler valizden eksik edilmemelidir.Bilmeniz gerekenler Burası ucuz menülerin ya da hızlı şehir temposunun yeri değil. Gündüz plajları erkenden yakalamak, akşamları manzaralı masalar için mutlaka önden rezervasyon yaptırmak şart.