← Tüm Haberler
EKONOMİ Dünya Gazetesi · 24.07.2026 00:00 👁 3 görüntülenme

La Dolce Vita'nın başkenti: Positano

John Steinbeck'in 1953 yılında "Oradayken pek gerçekmiş gibi gelmeyen, ancak ayrıldıktan sonra burnunuzda tüten bir rüya" sözleriyle anlattığı Positano, bugün de Amalfi Sahili'nin en gözde adreslerinden biri. Bir zamanların mütevazı balıkçı yerleşimi; pastel evleri, dik merdivenleri, butik otelleri ve gösterişten uzak zarafetiyle İtalyanların dünyaya armağan ettiği La Dolce Vit

La Dolce Vita'nın başkenti: Positano
Amalfi Sahili'nin en çok fo­toğraflanan noktası belki Positano. Ama onu farklı kılan yalnızca manzarası değil. Bir balıkçı yerleşimiyken dünyanın en seçkin tatil adreslerinden biri­ne dönüşen Positano, bugün hâlâ İtalya'nın yaşam kültürünü en iyi yansıtan yerlerden biri olarak gö­rülüyor.Kasabanın isminin kökeni bile efsanelerle örülü. Kimilerine gö­re deniz tanrısı Poseidon’un sev­gilisi Pasitea’ya adanmış, kimile­rine göre ise şiddetli bir fırtınada batan gemideki denizcilerin, gü­vertedeki Meryem Ana ikonasın­dan duydukları "Posa, posa!" (Be­ni yere bırak, dur!) feryatlarından türemiş. Ancak efsaneleri bir ke­nara bırakırsak, Positano'nun al­tın çağı Orta Çağ'da güçlü Amalfi Deniz Cumhuriyeti'nin bir parça­sı olmasıyla başladı. İpek, baha­rat ve seramik ticaretiyle inanıl­maz bir zenginliğe ulaşan bölge, zamanla limanların önemini yi­tirmesiyle gerilemeye yaşadı.19. yüzyılın ortalarında Posita­no artık unutulmuş, sessiz ve derin ekonomik krizle boğuşan bir balık­çı köyüydü. Öyle ki, nüfusunun ya­rısından fazlası yeni umutlar uğ­runa Amerika'ya, özellikle de New York'a göç etti. Ancak kaderin cil­vesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu "hayalet kasabayı" yeniden can­landırdı. Steinbeck'in yazısı, uçu­rumlardaki bu saklı cenneti açık ettiğinde avangart sanatçılar, en­telektüeller ve aristokratlar bu­raya akın etmeye başladı. Franco Zeffirelli’nin villası, efsanevi balet Rudolf Nureyev’in Li Galli adala­rına olan tutkusu derken Positano bir zamanların yoksul balıkçı kö­yünden, İtalya'nın dünyaya ihraç ettiği o ışıltılı "La Dolce Vita" (Tatlı Hayat) ruhunun doğduğu yere dö­nüştü.Denize inen sokaklar Positano’da "gezmek" demek, yüzlerce basamaklık dik merdi­venleri, yani scalinatelleleri inip çıkmak. Kasabada neredeyse hiç düz sokak yok; hayat en tepe­den Tiren Denizi'nin serin suları­na doğru akıyor. Dikey kasabanın en bilindik yüzü, şezlongların ve renkli şemsiyelerin dizildiği, gör­mek ve görünmek isteyenlerin bu­luşma noktası olan Spiaggia Gran­de (Büyük Plaj). Kalabalıktan ka­çıp daha bohem, daha sakin bir deniz keyfi arayanlar, kayalıklara oyulmuş romantik yoldan kısa bir yürüyüşle Fornillo Plajı'na sığı­nırlar. Merdivenleri çıkmayı göze alan doğa tutkunları içinse, Amal­fi manzarasını adeta ilahi bir pen­cereden sunan, Bomerano köyün­den başlayıp Nocelle tepelerine uzanan efsanevi Tanrıların Yolu (Sentiero degli Dei) bekler. Ody­sseus’un sirenleriyle anılan, açık denizdeki Li Galli takımadaları ise bu masalsı coğrafyanın denize düşmüş incileridir.Gösterişten uzak bir lüks anlayışı Positano ve "lüks" kelimele­ri eşanlamlıdır diyebiliriz. Ancak buradaki lüks; Dubai'nin gökde­lenleri, devasa marka vitrinleri veya Paris'in altın varaklı salon­ları gibi bağıran bir lüks değildir. Coğrafi yalıtımın getirdiği "çaba­sız zarafet" (sprezzatura) vardır burada. Dar sokaklar spor araba­lara geçit vermez. Asıl statü, ka­labalıktan uzak bir uçurum tera­sında sadece dalga seslerini dinle­yebilmektir. Elizabeth Taylor'dan Sophia Loren ve Jackie Kenned­y'ye, Mick Jagger'den Pablo Pi­casso'ya kadar jet-set'in ve sanat dünyasının burayı benimseme­sinin ardında da "göze sokulma­yan" ama alabildiğine ayrıcalıklı olan bu doku yatar. Marina Gran­de açıklarına demirleyen devasa mega yatlar, bu görünmez sınırın denizdeki bekçileridir.Positano'nun doğal renk pale­ti, 20. yüzyılın başlarında Rus ya­zar Maksim Gorki'den ressam Paul Klee'ye kadar sayısız sanat­çıyı hipnotize etmiş. Kasaba, ade­ta açık dev bir sanat galerisi. Yerel sanatın en büyük temsilcisi olan Amalfi Sahili'nin damarındaki Vietri seramikleri; masa üstlerin­den otel tabelalarına, evlerin kapı numaralarından tabaklara kadar her yeri mavi, sarı ve yeşilin uyu­muyla süslüyor.Sanat ve modanın kıyısında Sanatın modaya yansıması ise tüm dünyada bilinen "Moda Posi­tano" akımını doğurmuştur. Sıcak yaz günlerinde bedene nefes aldı­ran keten kıyafetler, geniş paça­lar ve doğal boyalı kumaşlar bura­nın imza kıyafetleri. Atölyelerde zanaatkarların ayağınızın ölçüsü­nü alarak sadece 15 dakika içinde ürettiği kişiye özel deri sandaletler ise adeta seri üretim çılgınlığına atılmış zarif bir tokat gibi.Konaklama deneyimi de bu bu­tik lüks anlayışının devamı niteli­ğinde. Zira burada ruhsuz, devasa kompleksler bulamazsınız; onla­rın yerine nesillerdir aynı ailelerin işlettiği, antika mobilyalarla dö­şenmiş saray yavruları ve uçurum villaları var:Il San Pietro di Posita­no: Kayaların içine cesurca oyul­muş, sırf ona ait bir asansörle pla­jına inilen, tenis kortunu zeytin ağaçlarının gölgelediği ıssız, sar­sılmaz bir lüks.Le Sirenuse: Sersale ailesi­nin eski yazlık villasından dönüş­türülen bu eşsiz otel, klasik Posita­no deneyiminin zirvesi. Akşamları 400 mumla aydınlatılan, Michelin yıldızlı La Sponda restoranı bir za­rafet mabedi.Villa Treville: Franco Zeffi­relli'nin eski evi, sanat ve sinemay­la iç içe geçmiş, daha mahrem, bo­hem bir sığınak.Hotel Buca di Bacco & Pa­lazzo Murat: Doğrudan kumsalda yer alarak 1950'lerin "Tatlı Hayat" ruhunu başlatan Buca di Bacco ve kasabanın kalbinde begonvillerle bezeli bir avlu sunan tarihi Palaz­zo Murat.LİMONATA, DENİZ VE UZUN ÖĞLE YEMEKLERİ Positano'da hız yok, "koşturma­ca" coğrafya tarafından cezalan­dırılıyor. Güne seramik bir ma­sada taze pişmiş çok katmanlı yöresel sfogliatella tatlısı ve mü­kemmel bir espressonun koku­suyla başlanıyor. İtalyanların ün­lü "Kalçalarınızı sıkılaştırmak için Positano'ya gidin" esprisi, o dik merdivenleri tırmanırken neşeni­zi yerine getiriyor. Öğle saatlerin­de güneş tepeye çıkınca gölge alan­lara çekilip, buz gibi bir limonata eşliğinde uzun öğle yemeklerine veya Capri Adasının gizli koyları­na doğru yelken açabilirsiniz.Kasabanın asıl büyüsü, Tiren Denizi ufuk çizgisinde güneşi yu­tarken ortaya çıkıyor. Pastel evle­rin ışıkları tek tek yanmaya başla­dığında, Aperitivo zamanı gelmiş demektir. Franco's Bar gibi popü­ler teraslarda canlı piyano eşliğin­de yudumlanan Aperol Spritz, ya­vaş yavaş mükellef bir akşam ye­meğine evrilir. Masada mutlaka denizin tuzu vardır: Taze istirid­yeli makarna (Spaghetti alle Von­gole), efsanevi hamsi sosu colatura di alici, fırınlanmış pezzogna ba­lığı ve bufalo mozzarellası. Yemek bittiğinde ise sindirimi rahatla­tan, bölgenin bereketli volkanik topraklarında yetişen dev Amalfi limonlarından (sfusato amalfita­no) süzülmüş, buz gibi Limoncel­lo devreye girer.Ne zaman gidilir? En yoğun ve pahalı aylar Temmuz ve Ağustos. Denizin yavaş yavaş ısındığı, kalabalığın makul seviyede olduğu Nisan- Haziran ile Eylül-Ekim aralığı, Positano'nun altın mevsimi.Ne giymeli? Topuklu ayakkabılar burası için bir kâbus. Arnavut kaldırımlı ve merdivenli yollar için mutlaka rahat yürüyüş ayakkabıları ve sandaletler tercih edilmeli, keten elbiseler valizden eksik edilmemelidir.Bilmeniz gerekenler Burası ucuz menülerin ya da hızlı şehir temposunun yeri değil. Gündüz plajları erkenden yakalamak, akşamları manzaralı masalar için mutlaka önden rezervasyon yaptırmak şart.
📤 Bu haberi paylaş: 𝕏 f 💬 in