ABD'nin 4 başkanıyla gerilim yaşayan Netanyahu'nun döneminde Amerikan yeni neslinin İsrail'e bakışı dönüşüyor
ABD'de dört başkanla gerilim yaşayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun döneminde Amerikan kamuoyunun ve yeni neslin İsrail'e bakışının dönüştüğü görülüyor.
GÜNDEMDÜNYAEKONOMİSPORANALİZDünyaABD'nin 4 başkanıyla gerilim yaşayan Netanyahu'nun döneminde Amerikan yeni neslinin İsrail'e bakışı dönüşüyorABD'de dört başkanla gerilim yaşayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun döneminde Amerikan kamuoyunun ve yeni neslin İsrail'e bakışının dönüştüğü görülüyor.Yasin Yorgancı18 Temmuz 2026•Güncelleme: 18 Temmuz 2026ANKARAABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında son dönemde kamuoyuna yansıyan görüş ayrılıkları giderek daha çok konuşulmaya ve Amerikalı yöneticiler tarafından daha fazla dillendirilmeye başlandı. Gerilimin son somut örneği de Netanyahu'nun ABD'yi ziyaret etmek ve ABD Başkanı ile görüşmek için birçok girişimde bulunması ancak hiçbirinden somut geri dönüş alamaması oldu. ABD'ye yapmayı planladığı ziyareti iptal ettiğini duyuran İsrail Başbakanı, buna gerekçe olarak ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze töreninin ay sonuna çekilmesini gösterdi. Bu durum, Tel Aviv ve Washington yönetimleri arasında devam eden "soğukluğun" en somut örneği olarak kayıtlara geçti. Yine son dönemde Amerikan halkının İsrail'e bakışının dönüşmesi dikkat çekiyor. ABD merkezli Pew Research şirketinin nisan ayında yaptığı anket, ABD'lilerin yüzde 60'ının İsrail hakkında olumsuz görüşe sahip olduğunu gösteriyor. Yine İsrail'e "çok olumsuz" bakanların oranının da yüzde 28 olduğu görülüyor. Bu oranlar, son 4 yıldır düzenli artış gösteriyor. İsrail hakkında olumsuz görüş bildiren ABD'lilerin oranı Mart 2022'de yüzde 43'ken, bu oran Nisan 2025'te yüzde 53 oldu. Görüşlerdeki değişim özellikle gençler arasında daha belirgin. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler içinde 18-49 yaş grubunda İsrail'e yönelik olumsuz bakışın çoğunluk haline geldiği gözleniyor. Ankete göre, ABD'lilerin yüzde 59'u Netanyahu'nun küresel meselelerde doğru kararlar alacağına az güven duyuyor veya hiç güven duymuyor. ABD'deki Columbia Üniversitesinden Prof. Dr. Richard. Betts, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik politikasının, liderler arası kişisel ilişkilerden veya stratejik hesaplamalardan ziyade Amerikan kamuoyu tarafından yönlendirildiğini belirtti. Betts, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde ABD kamuoyunun, İsrail'i, o dönem savaştığı Arap ülkelerine karşı desteklemenin "ahlaki bir yükümlülük" olduğuna inandığını, bu durumun 1967'deki Altı Gün Savaşı ile daha da güçlendiğini ifade etti. ABD iç siyasetinde önemli bir Arap lobisinin bulunmamasının da Amerikan kamuoyunun İsrail'e yönelik olumlu tavır takınmasında etkili olduğuna dikkati çeken Betts, ABD kamuoyunun bu tutumunun son yıllarda önceki kuşaklara göre değiştiğine, yeni neslin artık İkinci Dünya Savaşı psikolojisini taşımadığına vurgu yaptı. İsrail'in Gazze'de yaptıklarının bu değişime katkı sağladığını vurgulayan Betts, ancak Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin elitlerinin yine kısmen içgüdüsel olarak İsrail'i desteklediğinin altını çizerek, "Bazı kongre adayları son zamanlarda İsrail karşıtı platformlarla seçimleri kazanmış olsa da başkanlık için yarışan önemli bir aday henüz ABD'nin İsrail'e yönelik yardımda veya diplomatik desteğinde büyük değişiklik yapmayı veya Batı Şeria'da zulüm gören Filistinlileri desteklemek için herhangi bir baskı uygulama isteğini desteklemedi." ifadelerini kullandı. Netanyahu'nun Trump ile yaşadığı gerilimin benzerleri, Washington'da geçmiş yönetimler döneminde de yaşandı. Trump ile aralarında son dönemde görüş ayrılıkları bulunan ve yaklaşık 30 yıldır İsrail siyasetinin en etkili isimlerinden olan Netanyahu, eski ABD Başkanları Bill Clinton, Barack Obama ve George W. Bush'la da önemli anlaşmazlıklar yaşadı. Trump'ın ikinci başkanlık döneminde iki lider arasında özellikle Gazze'deki savaşın seyri, İran politikası ve ateşkes müzakerelerine ilişkin farklı yaklaşımlar zaman zaman kamuoyu önünde de hissedildi. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının kapsamı ve diplomatik sürece ilişkin görüş ayrılıkları, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin geleceğine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Netanyahu'nun 1996'da ilk kez başbakan olmasının ardından ABD Başkanı Bill Clinton ile ilişkileri, Oslo Barış Süreci'ne ilişkin görüş ayrılıkları nedeniyle kısa sürede gerildi. Netanyahu, seçimde Oslo Anlaşmaları'nı eleştirse de iktidara geldikten sonra süreci sonlandırmadı. Ancak Batı Şeria'dan çekilmeyi yavaşlatması, Doğu Kudüs'teki Har Homa (Cebel Ebu Ganim) Yahudi yerleşimine onay vermesi ve Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunması Clinton yönetiminin tepkisini çekti. En büyük krizlerden biri, 1998'de Maryland'deki Wye River Plantasyonu'nda düzenlenen barış zirvesinde yaşandı. Taraflar Wye River Anlaşması'nı imzalasa da Netanyahu, Batı Şeria'dan çekilmeyi öngören maddeleri güvenlik gerekçesiyle ağırdan aldı. Clinton yönetimi de İsrail'in taahhütlerini yerine getirmediğini savunarak diplomatik baskıyı artırdı. Gerginlik, Clinton'ın yardımcılarına söylediği aktarılan "Bu adam kim sanıyor kendini? Burada süper güç kim?" sözleriyle de simgeleşti. Clinton, 2004'te yayımlanan anılarında Netanyahu ile müzakereleri "son derece zor" olarak nitelendirirken, güven sorununun barış sürecini olumsuz etkilediğini yazdı. Buna rağmen Clinton yönetimi, İsrail'e askeri ve diplomatik desteğini sürdürdü, iki ülke arasındaki stratejik işbirliği devam etti. Netanyahu ile George W. Bush yönetimi arasındaki en önemli görüş ayrılığı, 2003'te açıklanan ve iki devletli çözümü öngören "Yol Haritası" girişiminde yaşandı.