← Tüm Haberler
GÜNDEM AA Gündem · 15.07.2026 08:59 👁 3 görüntülenme

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın NATO zirveleri bağlamında dönüşümü: Dugin’in perspektifi ve Türkiye’nin stratejik konumu

NATO genişledikçe Rusya kendisini daha fazla çevrelenmiş hissetmekte, Rusya daha sert politikalar izledikçe NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler ittifaka daha fazla ihtiyaç duymaktadır.

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın NATO zirveleri bağlamında dönüşümü: Dugin’in perspektifi ve Türkiye’nin stratejik konumu
GÜNDEMDÜNYAEKONOMİSPORANALİZAnalizRusya-Ukrayna Savaşı'nın NATO zirveleri bağlamında dönüşümü: Dugin’in perspektifi ve Türkiye’nin stratejik konumuNATO genişledikçe Rusya kendisini daha fazla çevrelenmiş hissetmekte, Rusya daha sert politikalar izledikçe NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler ittifaka daha fazla ihtiyaç duymaktadır.Erman Tatlıoğlu15 Temmuz 2026•Güncelleme: 15 Temmuz 2026İSTANBULBağımsız Araştırmacı Dr. Erman Tatlıoğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın NATO zirveleri bağlamında dönüşümünü ve Türkiye'nin konumunu AA Analiz için kaleme aldı. Rusya-Ukrayna Savaşı 2022’den bu yana yalnızca iki devlet arasında devam eden askeri bir çatışma olmanın çok ötesine geçti. Kriz, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren, NATO’nun tehdit algısını dönüştüren ve Ukrayna’nın Batı kurumlarıyla temaslarını hızlandıran uzun vadeli bir jeopolitik kırılmaya dönüştü. 2022’deki olağanüstü Brüksel ve Madrid zirvelerinden 2026 Ankara Zirvesi’ne uzanan dönem incelendiğinde, NATO’nun kriz karşısındaki yaklaşımının belirgin biçimde değiştiği görülmektedir. İlk aşamada acil destek, kriz yönetimi ve çatışmanın NATO topraklarına yayılmasını önleme kaygısı öne çıkarken, sonraki yıllarda savunma sanayi üretimi, uzun vadeli askerî destek, kurumsal entegrasyon ve kalıcı caydırıcılık anlayışı NATO politikasının merkezine yerleşti. Bu dönüşüm Batılı güvenlik perspektifinden, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri harekatına verilen zorunlu bir stratejik cevap olarak görülmektedir. Rusya’daki Avrasyacı düşünce çevrelerinde ise aynı gelişmeler çok farklı bir anlatı üzerinden değerlendirilmektedir. Alexander Dugin bu yaklaşımın en bilinen temsilcilerinden biridir. Dugin’in düşünceleri Rus devletinin resmi doktriniyle birebir örtüşen bir politika belgesi olarak ele alınmamalıdır. Bununla birlikte onun NATO genişlemesi, Ukrayna, Atlantikçilik ve çok kutupluluk üzerine kurduğu jeopolitik çerçeve, Rusya’da Batı’ya yönelik daha geniş stratejik ve ideolojik anlatının anlaşılması bakımından önemlidir. Bu nedenle NATO zirvelerinin Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında geçirdiği dönüşümü Dugin’in perspektifinden değerlendirmek, yalnızca bir düşünürün görüşlerini incelemek anlamına gelmez. Aynı zamanda Moskova’nın çevresinde gelişen "Batı tehdidi", "medeniyet devleti", "çok kutupluluk" ve "jeopolitik kuşatma" anlatılarının hangi tarihsel zemine oturduğunu anlamaya yardımcı olur. Dugin’in düşüncesinin merkezinde, dünyanın yalnızca ulus devletlerden oluşan bir sistem olmadığı fikri yer almaktadır. Ona göre uluslararası politika, daha geniş medeniyet alanları ve büyük jeopolitik güç merkezleri arasındaki mücadele üzerinden şekillenir. Bu yaklaşımda Batı, Atlantikçi bir dünya olarak tanımlanmaktadır. ABD liderliği, NATO, liberal uluslararası düzen ve Batılı siyasi kurumlar bu Atlantikçi sistemin temel araçlarıdır. Bunun karşısında ise Rusya merkezli Avrasya yer almaktadır. Dugin açısından Rusya sıradan bir ulus devlet değildir. Rusya, kendi değer sistemine, siyasi düzenine ve tarihsel gelişim çizgisine sahip bir "medeniyet devleti"dir. Bu nedenle Batı’nın liberalizm, demokrasi ve insan hakları gibi kavramları evrensel normlar olarak sunması Dugin’in yaklaşımı açısından kabul edilmez. Bu kavramlar, Batı’nın kendi ideolojik düzenini diğer toplumlara taşımasının araçları olarak değerlendirilir. NATO ve Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemesi de bu çerçevede ele alınmaktadır. Dugin’e göre NATO’nun doğuya doğru ilerlemesi yalnızca askeri bir ittifakın genişlemesi değildir. Aynı şekilde AB'nin genişleme politikası da ekonomik veya siyasi entegrasyonla sınırlı değildir. Her iki süreç de Atlantikçi dünyanın Sovyet sonrası coğrafyaya doğru nüfuz etmesinin farklı boyutlarıdır. Dugin’in "Kıtaların Büyük Savaşı" yaklaşımı bu düşüncenin tarihsel boyutunu ortaya koymaktadır. Bu mücadele yalnızca ordular arasında yaşanan savaşlardan ibaret değildir. Medeniyetler, değerler, ekonomik modeller, siyasi sistemler ve jeopolitik bloklar arasında süren tarihsel bir rekabettir. Bu perspektiften bakıldığında Napolyon Savaşları ilk büyük dalgayı, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ikinci dalgayı, Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan yeni dünya düzeni ile Rusya-Ukrayna Savaşı ise üçüncü dalgayı temsil etmektedir. Dugin’in ifadesiyle Batı, Sovyet sonrası toprakları AB ve NATO’ya dahil ederek etkisini daha ileri taşımaya çalışmaktadır. Bu nedenle Rusya-Ukrayna Savaşı, Dugin’in anlatısı kapsamında 2022'de ortaya çıkan ani bir kriz değil, uzun süredir devam eden kıtasal mücadelenin yeni aşamasıdır. Dugin’in yaklaşımı Rusya’nın Batı’ya yönelik tehdit algısını anlamak bakımından açıklayıcıdır. Ancak bu anlatı, Sovyet sonrası Avrupa’daki jeopolitik dönüşümün tamamını açıklamaya yetmemektedir. Özellikle NATO ve AB'nin genişleme süreçlerinde Doğu Avrupa ülkelerinin kendi tarihsel deneyimleri ve güvenlik algıları Dugin’in yaklaşımı açısından çoğu zaman geri planda kalmaktadır. Baltık ülkeleri, Polonya ve birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesi için Rusya yalnızca Batı tarafından üretilmiş teorik bir tehdit değildir. Bu ülkelerin Rusya ve Sovyetler Birliği ile yaşadıkları tarihsel deneyimler, dış politika tercihlerinde doğrudan etkili olmuştur. Ukrayna ve Moldova gibi ülkelerin Batılı kurumlara yaklaşmasında da benzer bir güvenlik algısı bulunmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi ise bu eğilimi zayıflatmak yerine güçlendirmiştir. Bu noktada temel sorun, tarafların aynı jeopolitik süreci birbirinden tamamen farklı nedensellik ilişkileri üzerinden açıklamasıdır. Rusya açısından NATO’nun doğuya genişlemesi güvenlik tehdidi yaratmış ve Moskova’yı tepki vermeye zorlamıştır. Batılı perspektife göre ise Rusya’nın komşu ülkelere yönelik politikaları, bu ülkelerin NATO’ya ve AB'ye yaklaşmasının temel nedenlerinden biri olmuştur. Dolayısıyla Avrupa güvenliğinde ortaya çıkan mesele klasik bir güvenlik ikilemidir. Rusya NATO’nun genişlemesini tehdit olarak gördükçe askeri ve siyasi tedbirlerini artırmaktadır. Rusya’nın bu politikaları ise komşu ülkelerin güvenlik kaygılarını yükseltmekte ve NATO’ya yönelimlerini güçlendirmektedir. Böylece taraflardan birinin kendi güvenliğini artırmak amacıyla attığı adım, diğer taraf açısından yeni bir tehdit olarak algılanmaktadır. Sonuçta NATO genişledikçe Rusya kendisini daha fazla çevrelenmiş hissetmekte, Rusya daha sert politikalar izledikçe NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler ittifaka daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bu döngü, günümüzde Avrupa güvenliğinin en önemli yapısal sorunlarından biridir. Dugin’in jeopolitik düşüncesinde Ukrayna özel bir yere sahiptir. "Foundations of Geopolitics" çerçevesinde ortaya konulan temel yaklaşımlardan biri, Ukrayna meselesi çözülmeden Rusya merkezli kıtasal siyasetin tam anlamıyla kurulamayacağı düşüncesidir. Dugin açısından Ukrayna, Rusya ile Batı arasında sıradan bir tampon devlet değildir. Ukrayna, Avrasya’nın kalbi ile Atlantikçi dünyanın karşı karşıya geldiği temel jeopolitik sınır hattıdır. Bu önemin birkaç nedeni bulunmaktadır. İlk olarak Ukrayna, Rusya’nın Batı sınırındaki en önemli coğrafyalardan biridir. İkinci olarak Karadeniz’e erişimi, sıcak denizler ve askeri strateji bakımından kritik öneme sahiptir. Üçüncü olarak Ukrayna, Rus tarihsel ve kültürel kimlik anlatısında önemli bir yere sahiptir. Son olarak Ukrayna’nın dış politika yönelimi, Rusya’nın Avrasya merkezli büyük güç iddiasını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, Dugin’in jeopolitik okumasında Ukrayna’nın NATO veya AB'ye yaklaşması, yalnızca bağımsız bir devletin dış politika tercihi olarak görülmez. Söz konusu süreç, Rus tarihsel alanının parçalanması, Slav-Ortodoks bağlarının zayıflaması ve Avrasya merkezinin batı sınırının gerilemesi şeklinde yorumlanmaktadır. Dugin’in klasik kara gücü-deniz gücü ayrımı da burada devreye girmektedir. Rusya kıtasal kara gücünü, ABD ve NATO ise Atlantik merkezli deniz gücünü temsil etmektedir. Ukrayna bu iki sistem arasındaki temas ve mücadele alanıdır. Bu nedenle Ukrayna üzerindeki rekabet, Kiev’in dış politika yöneliminden çok daha geniş bir anlam taşım
📤 Bu haberi paylaş: 𝕏 f 💬 in