Tarihçi Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal: Osmanlı'da Kitaplar ve Kütüphaneler
Kitap ve kütüphane araştırmalarında uzman olan Tarihçi Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal, Osmanlı Devleti'nin 600 yıllık kütüphane kültürünü gün yüzüne çıkarıyor. Sultan 1. Mahmud dönemini 'Osmanlı kütüphanelerinin altın çağı' olarak nitelendiren Erünsal, imparatorluğun en uzak bölgelerine kadar uzanan kütüphane ağını detaylarıyla anlatıyor. Kitapların, özellikle sınır bölgelerinde halkın dini duygularını ve gaza ruhunu canlı tutmada oynadığı mühim rolü vurguluyor.
Kitap ve kütüphaneler üzerine araştırmalara imza atan Tarihçi Prof. Dr. İsmail Erol Erünsal, Osmanlı Devleti'nin 600 yıllık kütüphane kültürünü gün yüzüne çıkarmış, padişahların kitaplarla ilişkileri ve imparatorluğun en uç sınır boylarına kadar uzanan kütüphane kültürü hakkında önemli bilgiler paylaşmıştır.
Erünsal, yeni eseri 'Kitapların Sultanları'nda Osmanlı padişahlarının entelektüel dünyasına ve kütüphanecilik tarihindeki dönüm noktalarına dair detayları ele almaktadır. Araştırma sırasında entelektüel karakteri ve kitap tutkusuyla en çok etkilendiği padişahın Sultan 1. Mahmud olduğunu belirten Erünsal, onun saltanatını 'Osmanlı kütüphanelerinin altın çağı' olarak adlandırmaktadır. Sultan 1. Mahmud döneminde Yalova'da bir kağıt fabrikasının kurulması, İbrahim Müteferrika'dan sonra kapanan matbaanın yeniden faaliyete geçirilmesi ve Ayasofya, Fatih ve Galatasaray gibi üç büyük kütüphanenin açılması bu dönemin önemini göstermektedir.
Sultan 1. Mahmud'un kitap sevgisinin sınır tanımadığını vurgulayan Erünsal, padişahın İstanbul'daki bu kütüphaneler dışında imparatorluğun en uzak bölgelerindeki kalelerine bile kütüphane kurduğunu, hatta Belgrad Kalesi'nde kurduğu kütüphaneye gidecek mushafları ve değerli eserleri bizzat temaşa ettiğini belirtmektedir. Padişah, bu kitapların kütüphane dışına çıkarılmaması için yerel idarecilere özel emirler göndermişdir.
Osmanlı'da kütüphane kurma motivasyonunun temelinde 'hayır yapma' ve 'sadaka-i cariye' (kişi vefat ettiğinde arkasında devam eden amel) arzusu bulunmaktadır. Bu motivasyon, İslam kültüründeki ilme değer verme, alime hürmet ve talebeye destek olma gibi teşvik edici hususlarla birleşince, kütüphane vakfetmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi'nin Kayseri'de, Saruca Paşa'nın Gelibolu'da ve Sultan 1. Mahmud'un Ayasofya'da kurduğu pek çok kütüphane buna örnek gösterilebilir.
Sahafların kitap tedarikindeki rolü büyüktür. İstanbul ve Edirne'nin kitap ticaretinde kritik bir yer tuttuğunu belirten Erünsal, Edirne'deki sahafların medrese öğrencilerinin ihtiyaç duyduğu eserlerin yanında, sınır boylarındaki halkın ve askerlerin kıraat meclislerinde okuduğu Hamzaname, Battalname ve Danişmendname gibi eserlerin nüshalarını da çoğalttığını ifade etmektedir. Bu hikayeler küffara karşı yapılan cihatlarda gösterilen kahramanlıklar etrafında geçmekte, böylece kitaplar bölge halkının dini duygularını ve gaza ruhunu canlı tutmada mühim bir rol oynamaktadırlar.
Osmanlı'da kütüphaneciliğin bireysel bir padişah tutkusundan toplumsal ve kurumsal bir kültüre dönüştüğüne dikkat çeken Erünsal, Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul'da yaptırılan medreselerin çoğunda kütüphanenin medreseyi tamamlayıcı bir unsur olarak düşünüldüğünü belirtmektedir. 16. yüzyılda kütüphaneler mahallelere kadar yayılmış, 17. yüzyıl sonunda ise ulema ve öğrencilere açık medrese ve türbe kütüphaneleriyle birlikte halka da açık cami ve tekke kütüphaneleri ortaya çıkmıştır. Bu gelişim, Osmanlı kütüphane kültürünün ne derece yaygınlaştığını ve toplumsal değer kazandığını göstermektedir.