NATO'nun Geleceği Ankara'da Şekillenecek: Avrupa'nın Stratejik Özerkliği Tartışması
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa güvenliğinin yeniden örgütlenmesi meselesi, yaklaşan Ankara NATO Zirvesi'nde kritik bir hale gelmiştir. Avrupa'nın bağımsız güvenlik kapasitesi geliştirmesi versus NATO içinde daha güçlü rol üstlenmesi arasındaki seçim, transatlantik ittifakın geleceğini belirleyecek temel konudur. Son yıllarda Avrupa savunma harcamalarının artması ve NATO'nun Avrupalılaşması süreci, bu iki yaklaşımın birbirini tamamlayan nitelikte evrimleştiğini göstermektedir.
Rusya'nın Ukrayna işgali, Avrupa güvenliğinin kıta merkezli yapısını yeniden gündeme taşırken, aynı zamanda uzun süredir tartışılan stratejik bir soruyu da ön plana çıkarmıştır: Avrupa bağımsız bir güvenlik mimarisi kurmalı mı, yoksa NATO içinde daha etkin bir rol üstlenmelidir?
Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde bu soru, yalnızca Avrupa'nın değil, transatlantik ittifakın tamamının geleceğini şekillendirecek merkezi meseleye dönüşmüştür. Çünkü Avrupa'nın asıl sorunu Rusya tehdidi değil, güvenlik bağımlılığı ile stratejik sorumluluk arasındaki dengesizliktir.
Stratejik özerklik kavramı ilk olarak Aralık 1998'de Saint-Malo Deklarasyonu'nda ortaya atılmış, ardından Aralık 2013 Avrupa Konseyi toplantısından sonra resmi olarak AB sözlüğüne girmiştir. 2016'da AB küresel stratejisi bu hedefi açıkça beyan ederken, 2022'de kabul edilen AB Stratejik Pusulası bu yönelimi teyit etmiştir. Avrupa'nın "stratejik özerklik" tartışması çoğu zaman NATO'ya alternatif olarak algılanmışsa da, kavramın temel amacı NATO'dan ayrılmak değil, Avrupa'nın güvenlik konusunda kendi kapasite ve karar alma yeteneğini geliştirmektir.
Temel soru, AB'nin NATO'nun stratejik çerçevesine daha derin entegrasyonu anlamına gelen "NATO'laşma" mı, yoksa NATO'nun Avrupa'nın güvenlik öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendiği "Avrupalılaşma" mı gerçekleşeceğidir. Stratejik özerkliğin başlıca savunucusu olan Fransa, Cumhurbaşkanı Macron'un Eylül 2017'deki Sorbonne konuşmasında "ortak stratejik kültür" geliştirme ihtiyacını vurgulamıştır. Bu yaklaşım, daha Atlantikçi duruş sergileyen Almanya ile arasında bir gerilim yaratmıştır. Ancak yaklaşık altı yıl sonra Almanya, NATO'nun merkezi rolüne sadık kalmak şartıyla, Avrupa yeteneklerinin güçlendirilmesini desteklemeye başlamıştır. Doğu Avrupa ülkeleri Amerikan korumasına olan bağlılıklarını sürdürürken, İtalya gibi bazı ülkeler daha temkinli davranmakta, İspanya ise artan askeri harcama taleplerinde ihtiyatlı bir tutum benimsemektedir.
Ancak Avrupa'nın güvenlik gerçekliği ile siyasi yaklaşım arasında önemli bir mesafe bulunmaktadır. Bugün Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırırken, ortak mühimmat üretimi programları geliştirmiş ve savunma sanayi işbirliğini genişletmiştir. 2021-2027 döneminde başlatılan Avrupa Savunma Fonu, benzeri görülmemiş bir bütçeyle ortak askeri yeteneklerin araştırma ve geliştirilmesini finanse etmektedir. 2021'de kurulan Avrupa Barış Fonu ise AB'nin dış askeri faaliyetlerini desteklemektedir.
Buna karşın Avrupa, Amerikan stratejik ulaştırma kapasitesi, istihbarat ağları, füze savunması, nükleer caydırıcılık ve ileri teknoloji sistemlerine büyük ölçüde bağımlı kalmaktadır. Bu nedenle Avrupa'nın yakın gelecekte NATO'nun yerini alabilecek bağımsız bir güvenlik mimarisi kurması yerine, NATO'nun giderek Avrupalılaşması daha olası bir senaryo göründüğüne dair yaygın görüş bulunmaktadır.
Nitekim son yıllarda yaşanan dönüşüm tam da budur. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırırken NATO, daha fazla Avrupa liderliği ve sorumluluğu talep etmeye başlamıştır. Özellikle Washington'da giderek güçlenen görüş, Avrupa'nın kendi çevresindeki tehditlerin maliyetini daha fazla üstlenmesi gerektiği yönündedir. Örneğin, Norfolk Ortak Kuvvet Komutanlığı İngilizlere, Napoli JFC İtalyanlara, Brunssum JFC ise Almanya ve Polonya ortak komutasına devredilmiştir. Son araştırmalar NATO kurumsal yapısı içinde, Avrupa stratejik özerkliği ile NATO işbirliğinin birbirini tamamlayan süreçler haline geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla Ankara Zirvesi'nde asıl tartışma konusu, Avrupa'nın NATO içinde daha aktif bir rol oynayabileceği yapısal dönüşümler olmalıdır.