IEA Başkanı Birol: Türkiye iklim mücadelesinde stratejik rol oynuyor, savaşın ekonomik etkileri ülkelere göre farklı
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, Londra İklim Eylemi Haftası'nda iklim değişikliğinin dünya gündeminde gerilediğini, ancak COP31'in Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da yapılacak olmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Birol, 2035 yılına kadar enerji tüketiminin yüzde 35'inin elektrikten karşılanması hedefinin ulaşılabilir olduğunu, ancak ABD-İsrail-İran savaşının ekonomik etkilerinin gelişmekte olan ülkeleri daha fazla etkilediğini vurguladı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Londra İklim Eylemi Haftası kapsamında dünya gündeminde iklim değişikliğinin konumlandırılmasına ilişkin endişeleri dile getirmiştir. Birol, iklim değişikliğinin tetiklediği aşırı hava olayları, orman yangınları, kuraklık ve sel felaketlerinin sayısı ve şiddetinin giderek arttığını ancak bu konunun dünya liderlerinin gündeminde gerilediğini ifade etmiştir. Küresel ısınmanın etkilerine karşın alınan tedbirlerde yaşanan 'çelişkili durumu' açıklayan Birol, jeopolitik gelişmeler, savaşlar ve savunma sanayisine verilen ağırlığın bu durumu tetiklediğini belirtmiştir. İklim değişikliğinin gündemde daha da gerilemesi durumunda küresel ısınmaya karşı atılacak adımların zaafa uğrayabileceği uyarısında bulunan Birol, bu bağlamda Türkiye'nin konumunu vurgulamıştır.
Birol, Kasım ayında Antalya'da Türkiye ve Avustralya'nın ev sahipliğinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) için önemli hedeflerin belirlendiğini ancak en kritik görevin Türkiye'nin iklim değişikliğini uluslararası gündemde üst sıralara taşıması olduğunu söylemiştir. Türkiye'nin iklim mücadelesinde stratejik bir rol üstlendiğini vurgulayan Birol, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un açıkladığı 2035 yılına kadar nihai enerji tüketiminin yüzde 35'inin elektrikten karşılanması hedefini oldukça önemli bulmuştur.
Dünyada elektrifikasyonun hızlı ilerlediğini belirten Birol, bu trendin yapay zeka, veri merkezleri ve özellikle soğutma cihazlarındaki talep artışından kaynaklandığını açıklamıştır. Ülkelerin elektrifikasyonu çevre kaygısından ziyade enerji güvenliği için önemsediğine dikkat çeken Birol, Türkiye'nin hedefinin gelişmiş ülkeler için ulaşılabilir olduğunu, ancak gelişmekte olan ülkelerin bu noktada zorluk yaşayabileceğini ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediğini aktaran Birol, COP31'de bu ülkelerin nasıl destekleneceğine ilişkin bir mekanizmanın oluşturulacağını düşünmektedir. Yüzde 35 hedefinin ulaşılabilir ve yıllarca Antalya ile anılacak bir başarı olacağını ifade eden Birol, bazı ülkelerin elektrifikasyonun yalnızca yenilenebilir kaynaklardan sağlanması gerektiğini savunduğunu, ancak nükleer enerji gibi diğer seçeneklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
ABD/İsrail-İran savaşının ekonomik etkileri konusunda ise Birol, bu dönemin 'tarihin en büyük enerji krizi' olduğunu ancak ekonomik faturanın ülkelere göre asimetrik biçimde dağıldığını belirtmiştir. En fazla etki altında kalacak ülkelerin Irak ve Bahreyn gibi finansal kaynakları sınırlı olan Orta Doğu ülkeleri olacağını söyleyen Birol, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin ise finansal ve teknolojik imkanları sayesinde kendilerini toparlayabileceğini ifade etmiştir. Bölgede risk algısının kötüleşmesinin tüm ülkeleri etkileyeceğini belirtmiştir. Bangladeş, Pakistan, Filipinler ve Vietnam gibi gelişmekte olan Asya ülkelerinin ciddi ekonomik darbe aldığını, Afrika ülkelerinin ise yüksek petrol ve gaz fiyatlarının yanı sıra tarım için kritik olan gübre fiyatlarındaki artışlardan etkileneceğini söylemiştir.
Global ekonomik büyümeye bakıldığında savaşın etkisinin çok belirgin olmayacağını ifade eden Birol, ABD ve Çin gibi büyük ekonomik güçlerin savaştan az etkilendiğini belirtmiştir. Gelecek dönemde petrol fiyatları açısından ABD-İran arasındaki müzakerelerin belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Birol, 2027'nin başlarında Orta Doğu'dan petrol akışının artmasıyla beraber talep düşüşü ve diğer bölgelerdeki üretim artışı nedeniyle fiyatlarda aşağı yönlü baskı oluşabileceğini ancak bunun ABD-İran arasında barış havası oluşturacak bir anlaşmaya varılmasına bağlı olduğunu ifade etmiştir.