Ortadoğu uzun yıllardır savaşların, ambargoların ve jeopolitik hesapların gölgesinde şekillenen bir coğrafya. Ancak bugünlerde bölgede bambaşka bir ihtimal konuşuluyor: ABD ile İran arasında varılan mutabakatın...Devamı için tıklayınız
Ortadoğu uzun yıllardır savaşların, ambargoların ve jeopolitik hesapların gölgesinde şekillenen bir coğrafya. Ancak bugünlerde bölgede bambaşka bir ihtimal konuşuluyor: ABD ile İran arasında varılan mutabakatın imzalanması ve bunun ardından yeni bir ekonomik dönemin başlaması... ABD Başkanı Donald Trump'ın Fransa'daki G7 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamalar, Washington'ın bu anlaşmaya ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Trump, piyasalardaki olumlu havaya dikkat çekerek, 'Piyasa İran anlaşmasından çok memnun. Petrol fiyatları düştü. Bu da insanların alım gücünü artıracak' dedi. Aslında piyasanın ilk refleksi de bunu doğruluyor. Anlaşma beklentisinin güçlenmesiyle birlikte petrol fiyatlarında geri çekilme yaşandı. Çünkü mesele yalnızca İran'ın nükleer programına ilişkin taahhütleri değil. Asıl mesele, dünyanın enerji damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasiteyle işlemesi ihtimali. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten geçiyor. Son yıllarda yaşanan gerilimler, sigorta maliyetlerinden navlun fiyatlarına kadar enerji piyasalarının tüm dengelerini bozdu. Eğer anlaşma kalıcı hale gelir ve Hürmüz üzerindeki risk primi azalırsa, enerji fiyatlarında daha istikrarlı bir döneme girilebilir. Ancak Trump'ın açıklamalarında bir başka dikkat çekici unsur daha var. ABD Başkanı, mutabakatın henüz nihai olmadığını belirterek, 'Anlaşmayı imzalayacaklarını düşünüyorum. Eğer yapmazlarsa da sorun değil. O zaman süreci yeniden başlatmak zorunda kalacağız' dedi. Daha da ileri giderek, 'Beğenmezsek bombalamalara yeniden başlayabiliriz' mesajı verdi. Yani ortada tam anlamıyla tesis edilmiş bir barıştan söz etmek henüz mümkün değil. Daha çok, güçlü şartlarla desteklenen kırılgan bir ateşkes havası hâkim. Peki böylesi bir tablo Türkiye için ne ifade ediyor? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın son açıklamaları bu soruya önemli bir cevap veriyor. Yılmaz, 'Savaşlar bölgedeki ülkelere de Türkiye'ye de ekonomik olarak maliyetler getirdi. Ama inşallah orta vadede çok daha önemli kazançlar sağlayacağımız bir döneme giriyoruz. Bunu da hep birlikte değerlendirmek durumundayız. Burada da yine inşaat sektörümüze çok önemli görevler düşüyor' ifadelerini kullandı. Gerçekten de Türkiye açısından ortaya çıkabilecek fırsatlar oldukça büyük İlk olarak enerji faturası... Türkiye yılda 60 milyar doların üzerinde enerji ithalatı yapan bir ülke. Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık düşüşün cari açık üzerinde milyarlarca dolarlık olumlu etkisi bulunuyor. Daha düşük enerji maliyetleri enflasyonla mücadeleyi desteklerken, sanayicinin rekabet gücünü de artırabilir. İkinci başlık ticaret. İran'a yönelik yaptırımların gevşemesi halinde Türkiye, İran'ın dünyaya açılan en önemli kapılarından biri haline gelebilir. Lojistik şirketlerinden liman işletmeciliğine, bankacılıktan dış ticaret firmalarına kadar birçok sektör yeni iş fırsatlarıyla karşılaşabilir. Asıl büyük fırsat ise yeniden imar sürecinde ortaya çıkacak gibi görünüyor İran, Suriye ve zaman içinde bölgenin diğer ülkelerinin ihtiyaç duyacağı altyapı yatırımları, Türk müteahhitlik sektörü için yeni bir büyüme alanı oluşturabilir. Türk şirketleri daha önce Libya'da, Irak'ta, Körfez ülkelerinde ve Orta Asya'da önemli projelere imza attı. Bölgenin yeniden inşasında da en güçlü adaylardan biri olmaları şaşırtıcı olmayacak. Elbette temkinli olmak gerekiyor. Trump'ın açıklamaları, anlaşmanın henüz pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor. Ancak uzun yıllardır savaş haberleriyle anılan Ortadoğu'da ilk kez piyasalara umut veren bir senaryo konuşuluyor. Eğer yarın imzalanması beklenen mutabakat kalıcı bir sürece dönüşebilirse, yalnızca İran değil, tüm bölge kazanabilir. Ve belki de en çok kazananlardan biri, coğrafi konumu, sanayi kapasitesi ve müteahhitlik tecrübesiyle Türkiye olacak.