Türkiye’nin koruma açığına karşı ilk kez hem çatı kuruluş hem de firmalar bir yol haritası çizdi ve kararlı adımlar atıyor. Gömülü sigortacılık, mikro sigorta ve uygun maliyetli ürünlerle önümüzdeki dönemde...Devamı için tıklayınız
Bir ülkenin savunma sanayisi askeri açıdan ne kadar önemliyse, sigorta sektörünün ekonomideki koruma düzeyi de o kadar stratejik. Yıllardır en çok konuşulan ve düzelmeyen bu konuda, bu kez işler biraz daha değişeceğe benziyor. Çünkü hem Türkiye Sigorta Birliği'nin yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri ve Türkiye Sigorta gibi sektörde en büyük paya sahip olan şirket, bu işi kafaya takıp dert edinmiş durumda. Sigortaya erişimi artırma ve Türkiye'nin koruma açığını azaltma ana hedef. Sektörde yıllardır sigorta bilincinin yeterli olmaması tek sebep olarak gösterilir. Ancak son dönemde şu ortaya çıktı ki: 'Vatandaş sigortaya karşı değil'. Varlığını koruyabileceğine inandığı ürüne para ödüyor. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, 2030 penetrasyon hedefini de bu nedenle yüzde 2.6 seviyesinden 2030 için yüzde 4.7'ye çekti. EKONOMİK DAYANIKLILIK İÇİN Ahmet Yaşar Türkiye'nin koruma açığını şöyle özetledi. Dünya, doğal afetlerde oluşan hasarın ortalama yüzde 40'ını sigorta sistemiyle karşılıyor. Türkiye'de ise bu oran yüzde 5-6 seviyesinde. Aradaki fark sadece bir istatistik değil. Aslında Türkiye'nin ekonomik dayanıklılığı ile ilgili bir gösterge. Üstelik sektörün yaptığı projeksiyonlar da dikkat çekici. Marmara Bölgesi gibi sigorta bilincinin görece yüksek olduğu bir bölgede bile büyük bir deprem senaryosunda sigortalılık oranının en fazla yüzde 10'a çıkabileceği hesaplanıyor. Başka bir ifadeyle, deprem olduğunda oluşacak ekonomik kaybın yaklaşık yüzde 90'ı sigorta sistemi dışında kalıyor. Kahramanmaraş depremleri bunun en somut örneğini ortaya koydu. Yaklaşık 106 milyar dolarlık ekonomik kaybın sadece 5 milyar dolar civarındaki bölümü sigorta sistemi tarafından karşılandı. Geriye kalan yükün önemli kısmı kamu kaynaklarına ve vatandaşın kendi imkanlarına kaldı. Ahmet Yaşar şu sözlerle yeni dönemi özetliyor: 'Sigortalılık oranlarını artırmak istiyorsak daha erişilebilir, daha esnek ve daha uygun maliyetli ürünler geliştirmek zorundayız. Bu konuda sektör olarak çalışmalarımızı hızlandırdık.' DÖRTLÜ ÇÖZÜM FORMÜLÜ Dört farklı formül var. Bunlar, gömülü sigortacılık, mikro sigortalar, düşük primli ürünler ve dijital dağıtım kanalları. Ama bunların tamamı birer araç. Asıl hedef ise çok daha büyük. Sigortayı bir lüks tüketim ürünü olmaktan çıkarıp günlük hayatın doğal bir parçası haline getirmek. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak da sigortaya erişilebilirliği kolaylaştırmayı ve ihtiyaca yönelik ürünlerle sigortalı sayısının artması için hem taksit, hem fiyat artırmama hem de yeni ürünler geliştirdiklerini belirtti. Bu ve benzer adımlar sigortayı lüks bir ürün olmaktan çıkarıyor. SİGORTADA YENİ YOL HARİTASI Farklı alanlara farklı ürünler yolda YENİ dönemde ürünlerde şunları göreceğiz. Motorlu araç sigortalarında da önemli bir gelişim alanı bulunduğunu belirten Ahmet Yaşar, Türkiye'de yaklaşık her dört araçtan yalnızca birinin kasko sigortasına sahip olduğunu söyledi. Özellikle yeni araçlarda sigortalılık oranlarının yüksek olduğuna dikkat çeken Yaşar, '0-5 yaş aralığındaki araçlarda kasko sigortalılık oranı yüzde 80'lere yaklaşıyor. Ancak araç yaşı arttıkça sigortalılık oranlarında ciddi düşüş görüyoruz. Bu durum bize sektör olarak yeni ürünler geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor.' ifadelerini kullandı. Sorumluluğun yalnızca vatandaşlara yüklenemeyeceğini belirten Yaşar, sigorta şirketlerinin de farklı ihtiyaçlara uygun çözümler üretmesi gerektiğini söyledi. Bireysel ve KOBİ sıfıra yakın KORUMA açığı küçük işyeri sigortalarında daha vahim. Büyük kuruluşlarda sigortalılık oranı yüzde 100'e yaklaşırken, küçük esnafa doğru gidildikçe oranlar neredeyse sıfırlanıyor. Türkiye ortalaması ise yüzde 20 civarında. Bireyselde de durum çok farklı değil. Tasarruf açısından bakıldığında ise gelişmiş ülkelerde emeklilik fonlarının milli gelire oranı yüzde 90'ın üzerinde. Türkiye'de ise yaklaşık yüzde 3. Bu rakam aslında sigortacılık sektörünün değil, Türkiye ekonomisinin finansmanının fotoğrafını çekiyor. Çünkü güçlü emeklilik fonları demek uzun vadeli tasarruf demek. Uzun vadeli tasarruf demek sermaye piyasalarının derinleşmesi demek. TSB, 30 milyar dolarlık bir sektörün 50 milyar dolara ulaşması hedefini koydu. Finansal derinliğin artması, tasarrufların büyümesi ve afetler karşısında ekonomik dayanıklılığın güçlenmesi anlamına geliyor.