← Tüm Haberler
EKONOMİ Dünya Gazetesi · 13.06.2026 00:00 👁 3 görüntülenme

Aynı gemide farklı kutuplar: K tipi toparlanma

K tipi ekonomi; bir ekonomik kriz veya durgunluk sonrasında, ekonominin farklı sektörlerinin, kurumlarının veya toplumsal sınıflarının aynı hız ve yönde değil, taban tabana zıt şekillerde toparlanmasını ifade eden bir kavramdır.

Aynı gemide farklı kutuplar: K tipi toparlanma
Ekonomist – Bankacı UĞUR GÜNDÜZGeleneksel ekonomik to­parlanmalar genellik­le V, U veya L harfleriy­le sembolize edilir. Bu harflerde ekonominin genelinin aşağı yu­karı benzer bir kaderi paylaştığı varsayılır. Ancak K tipi ayrışma­da, ekonominin grafiği kelimenin tam anlamıyla "K" harfine ben­zer: Bir grup hızla yükselişe ge­çerken, diğer grup sert bir düşüş yaşamaya devam eder.K tipi ayrışmanın temel dinamikleri nedir?1 K harfinin yukarı doğru bakan kolu (kazananlar): Bu grup, krizden en az zararla çı­kan, hatta krizi fırsata çevirerek büyümesini hızlandıran kesim­leri temsil eder.Sektörler: Teknoloji, e-tica­ret, yazılım, dijital hizmetler, bü­yük ölçekli perakende ve finans sektörü.Bireyler/çalışanlar: Be­yaz yakalılar, uzaktan çalışma­ya uyum sağlayabilen yüksek eğitimli profesyoneller ve varlık (hisse senedi, gayrimenkul vb.) sahipleri.Gelirleri kesintiye uğramaz, aksine finansal piyasaların (faiz, mülk fiyatları) yükselişiyle ser­vetleri artar.2K harfinin aşağı doğru ba­kan kolu (kaybedenler): Bu grup ise krizin tüm yükünü sırtlayan, toparlanmakta zorla­nan ve hatta kalıcı yapısal hasar alan kesimlerdir.Sektörler: Hizmet sektörü, sanayici/İmalatçılar, turizm, ko­naklama, havacılık, eğlence ve geleneksel perakende. Özellikle yüksek maliyetli finansman ya da krediye hiç ulaşamamanın getir­diği finansal darboğaz, imalatçı kesimi olumsuz etkilemektedir.Bireyler/çalışanlar: Mavi yakalılar, hizmet sektörü çalışan­ları, düşük ücretli iş gücü, güven­cesiz çalışanlar ve küçük esnaf.İş kayıpları, gelir adaletsizli­ğinin derinleşmesi, borçluluk oranlarının (Kredi kartı, KMH, tüketici kredileri) artması ve uzun vadeli işsizlik riskiyle karşı karşıyadırlar.Tetikleyen unsurlarDijital dönüşüm hızı: Tek­nolojik altyapısı ve sermaye ya­pısı güçlü olan ve iş modellerini hızla dijitalleştirebilen şirketler yukarı doğru ivmelenirken; fizik­sel temasa dayalı, geleneksel yön­temlerle çalışan işletmeler geri­de kalıyor.Parasal genişleme ve var­lık balonları: Merkez banka­sının kriz öncesi dönemde piya­saya sunduğu yoğun likidite, ge­nellikle reel ekonomiden ziyade finansal piyasalara (borsa, mev­duat, kripto paralar, gayrimen­kul) akar. Bu durum, varlık sahibi olan zengin kesimin daha da zen­ginleşmesine yol açarak K'nin üst kolunu besler.İş gücü piyasasındaki ku­tuplaşma: Uzaktan çalışabilen "bilgi işçileri" ve uzmanlık gerek­tiren işleri yapanlar işlerini ko­rurken, fiziksel varlık gerektiren ve daha az uzmanlık gerektiren işlerde çalışanlar gelir kaybı ya­şar. Bir de tekstil sektöründe ol­duğu katlanılamayacak maliyet­ler nedeniyle işyerini kapatan ya da taşıyan işletmelerin yarattığı işsizlik durumu daha da drama­tik hale sokar. Bu da nitelikli ve niteliksiz iş gücü arasındaki ma­kası kapatılamayacak derecede açar.Neden tehlikelidir?K tipi büyüme veya toparlan­ma, bir ülkenin makroekonomik verilerinde (örneğin GSYİH bü­yümesinde) işlerin yolunda gitti­ği illüzyonunu yaratabilir. Ancak madalyonun arkasında gelir ada­letsizliğinin (Gini katsayısının) bozulması, orta sınıfın erimesi ve toplumsal kutuplaşma gibi cid­di sosyal ve ekonomik riskler ba­rındırır.Özetle K tipi ayrışma, ekono­mik bir krizin ardından "herkesin aynı gemide olmadığı" gerçeğini en çıplak haliyle ortaya koyan ya­pısal bir dengesizlik modelidir.Türkiye ekonomisinde son dö­nemde uygulanan sıkılaştırma politikaları, teorik olarak "top­lam talebi" düşürmeyi hedeflese de, uygulamanın sosyal ve eko­nomik sonuçları toplumun geniş kesimlerinde derin bir adaletsiz­lik hissi yaratıyor. Ekonomik ger­çeklik ile uygulanan reçete ara­sındaki bu kopukluk, ülkenin 90 milyonluk devasa bir nüfustan ziyade, harcama gücü yüksek 17- 18 milyonluk bir kitle üzerinden (Milli gelirden yüzde 47 pay alan ilk yüzde 20’lik dilim) yönetildiği izlenimini güçlendiriyor.Son sıkılaştırma kararları çer­çevesinde; Bireysel kredilerde tüm kredi türleri için sınırlar 1 puan daraltılırken, Türk lirası ti­cari kredilerde büyük ölçekli iş­letmelere kullandırılan krediler için 1 puan, KOBİ kredileri için ise 0,5 puanlık daraltmaya gidildi.Böylece 8 haftalık dönemde tü­keticilere kullandırılan ihtiyaç ve taşıt kredileri için büyüme sınırı yüzde 4'ten yüzde 3'e çekilirken, tüketicilere tahsis edilen KMH limit büyümesi yüzde 2'den yüz­de 1'e indirildi. KOBİ'lere kul­landırılan TL krediler için büyü­me sınırı yüzde 5'ten yüzde 4,5'e, KOBİ dışı işletmelere kullandırı­lan TL krediler için büyüme sını­rı ise yüzde 3'ten yüzde 2'ye dü­şürüldü.Çözümler aynı, sonuçlar farklı1"Klasik (küt) bir enstrü­man" olarak faiz politi­kası: Merkez bankalarının en güçlü silahı olan faiz artışları, doğası gereği "küt bir enstrüman­dır." Ayırım yapmaz; krediye eriş­mesi gereken esnafı da, sanayici­yi de, lüks tüketim yapan bireyi de aynı oranda baskılamaya ça­lışır.Ancak Türkiye gibi ülkelerde bu mekanizma şu şekilde bozulur:Düşük gelirli grup: Alım gücü düştüğü için zaten zorunlu har­camalar (gıda, kira, enerji) dışı­na çıkamaz. Faizlerin artması, bu grubun kredi kartı borcunu dön­dürmesini zorlaştırarak yaşam kalitesini doğrudan aşağı çeker.Yüksek gelirli grup: Servet etkisi (wealth effect) sayesinde varlıkları (gayrimenkul, hisse se­nedi, döviz) enflasyonla birlikte değerlenir. Bu kitle için yüzde 50 faiz oranı, lüks bir restoran har­camasından veya yeni bir araç alımından vazgeçmek için yeterli bir motivasyon değildir.2 Talebin "katılığı" ve enf­lasyonist direnç: Ekonomi politikaları, sanki ülkenin tama­mı aynı tüketim sepetine sahip­miş gibi davrandığında "talep kı­sıcı" önlemler hedefine ulaşmak­ta zorlanır. En üst yüzde 20’lik dilimin tüketim talebi, fiyatlara karşı oldukça "esneksizdir." Yani fiyatlar artsa da, kredi muslukla­rı kapansa da bu kitle harcamaya devam eder. Bu durum, enflasyo­nun düşüş hızını yavaşlatırken, faturanın asıl "tüketmeyen" kit­leye (emekli, memur, asgari üc­retli) kesilmesine neden olur.Sadece para politikası yetmezSorunun temelinde, 90 milyo­nun tamamını kapsamayan, sa­dece para piyasalarına odakla­nan bir yaklaşım yatıyor. Oysa talep yönetimi sadece Merkez Bankası'nın görevi olmamalıdır:Maliye politikasının devre­ye girmesi: Sadece faizle talebi kısmaya çalışmak yerine, yüksek gelir gruplarının ve lüks tüketi­min daha etkin vergilendirilme­si gerekir.Seçici kredi mekanizmala­rı: Üst gelir grubunun tüketimi­ni kısarken, üretimi ve ihracatı destekleyecek "nokta atışı" kre­di politikaları, yüzde 80’lik ke­simin ekonomik çarkların dışı­na itilmesini engelleyebilir. Zira üretim olanaklarının artması sa­yesinde arz artacak, fiyatlar dü­şecek ve daha çok kesim alıcı po­zisyonuna geçebilecektir.Bir ülkeyi sadece en üst gelir grubunun harcama kapasitesi üzerinden okumak, sosyal bir pa­tinaja neden olur.Gerçek bir dezenflasyon süre­ci, sadece paranın maliyetini ar­tırarak değil, yükün adil dağıtıldı­ğı gelir ve vergi politikaları ve arz yönlü politikalarla mümkündür.Bu bakış açısı ışığında, mevcut ekonomik modelin sadece talep tarafına değil, bu talebin kayna­ğındaki adaletsizliğe de odaklan­ması gerektiğini söyleyebiliriz.Neden klasik reçeteler çalışmıyor?"Varlık etkisi" (wealth effe­ct) ve likidite bolluğu: Üst yüz­de 20’lik kesim, son birkaç yük­sek enflasyon döneminde gayri­menkul, borsa, döviz ve KKM gibi enstrümanlarla varlıklarını kat­ladı. Merkez Bankası faizi yüzde 50'ye çıkardığında, nakitte olan bu kitle için bu oran bir "maliyet" değil, aksine muazzam bir risksiz faiz geliri (rant) anlamına geliyor. Yani faiz artışı bu kitleyi fakirleş­tirmiyor, aksine harcanabilir ge­lirini artırıyor. Dolayısıyla lüks tüketim, gurme turizmi veya it­hal araç talebi bıçakla kesilmiyor.Geriye kalan yüzde 80 için finansal baskılama: Sıkı para politikasının yarattığı kredi da­ralması, üst segmentin nakit har­camalarını etkilemezken, alt ve orta gelir grubunun hayatta kal­ma mekanizmasını (kredi kartı taksitleri, kredili mevduat hesap­ları) vuruyor. Yüzde 80
📤 Bu haberi paylaş: 𝕏 f 💬 in